Etkinlikler

Katagori : Etkinlikler

Frigya Etkinlikliğimiz

Geçen yıl sonunda Sn. Prof.Dr.Hüseyin Sarı’yı misafir etmiştik İstanbulda.

Sn. Prof.Dr. Hüseyin Sarı Frig Yolu’nu hayata geçiren ekibin üyelerindendir ve aynı zamanda Merkezi Antalya’da bulunan Kültür Rotaları Derneği’nin kurucu üyelerindendir.

Bizlere harika bir sunum yapmıştı Frig yolu ile ilgili. derhal programımıza aldık ve 17.05.2019-21.05.2019 tarihleri arasında gezimizi gerçekleştirdik.

17.05.2019  Cuma gecesi çıktık yola sabah saatlerinde Eskişehir – Kütahya – Afyonkarahisar’ın tam ortasında bulunan Yazılıkaya mevkiindeydik.  Eski bir değirmenden bozma Tutku Kafede kahvaltımızı yöreye has Hırçın Böreği ile yaptık. Yazılıkaya ve çevresi ile gezimize başladık.

Frigya Frigya;  günümüzde Ankara, Afyonkarahisar, Eskişehir illerinin tamamı; Kütahya ilinin büyük bir bölümü ile Konya, Isparta ve Burdur illerinin kuzeyinde kalan coğrafyanın antik dönemdeki adıdır. Bölge bu adı, M.Ö. 7. yy’da bu topraklarda parlak bir uygarlık kurmuş ve geride birçok anıt bırakan Frigler’den almıştır. Bu geniş topraklar içinde Friglerin en etkili oldukları bölge ise arkeoloji literatüründe Dağlık Frigya olarak adlandırılan Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya illerinin kesiştiği bölgedir.

   

FRİGYA Tarih Bölgeye adını veren Frigler, Hititlerin dağılmaya başladığı M.Ö. 1200 yıllarından itibaren Balkanlar’dan Trakya ve Boğazlar üzerinden Anadolu’ya giren Trak (Balkan) kökenli halklardır. Bu göçler sonucu bölgeye yerleşen Frigler M.Ö. 9. yy başlarından M.Ö. 7. yy başlarına kadar Eskişehir Ovası, Sakarya nehrinin kolları, Afyonkarahisar, Kütahya ile Ankara’nın doğu ve batı bölümlerini kapsayan geniş bir alana yayılan güçlü bir krallık kurmuşlardır. Friglerin ilk kralı, başkente de adını vermiş olan Gordios’dur. Oğlu Midas ise en meşhur Frig kralıdır, öyle ki Midas’ın adı dünyaca bilinen iki efsaneye konu olmuştur.

 

Friglerin kurduğu krallığın siyasi başkenti Polatlı yakınındaki Gordion’dur (Yassıhöyük Köyü). Frig Krallığınaın başkenti Gordion’un yanı sıra Pessinus (Ballıhisar, Sivrihisar), Midaeum (Karahöyük), Dorylaeum (Eskişehir) ve Midas (Yazılıkaya Köyü, Han) diğer önemli Frig kentleridir. Midas şehri diğer Frig yerleşim yerlerinden farklıdır. Yüksek kaya platosu üzerinde kurulu kentte en görkemli Frig eserlerini; Yazılıkaya Midas Anıtı, Bitmemiş Anıt, sunaklar, antik yollar vs. görmek mümkündür.

Yazılıkaya Midas Anıtı’nın yanı sıra Afyonkarahisar sınırları içinde bulunan Köhnüş Vadisi’nde bulunan Aslantaş, Yılantaş ve Maltaş; Döğer yakınlarındaki Aslankaya, Burmeç Anıtı, Büyük ve Küçük Kapıkaya önemli Frig anıtlarıdır. Bunların dışında Ayazini, Kümbet, Yazılıkaya ve İnli civarlarında birçok Frig eseri vardır. Friglerin ardından Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliği altına giren bölgede bu dönemlere ait eserlerin bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Kümbet köyünde Solon’un Mezarı, köye adını veren Selçuklu eseri Himmet Baba Kümbeti bulunmaktadır. Bizans döneminde adı geçen Seyitgazi’de (Nakoleia) Seyyid Battal Gazi Külliyesi ve ayrıca Ayazini köyünde Frig eserlerinin yanısıra Bizans ve Roma dönemine ait eserler bulunmaktadır.

 

Frigler, M.Ö. 7. yy’da Kafkaslar üzerinden gelen Kimmerlerin saldırısı sonucu etkin güçlerini yitirmişlerdir ama varlıklarını küçük gruplar halinde sürdürmeye devam etmişlerdir. Frig Yolu (www.frigyolu.com) Frig Yolu, Friglerin hüküm sürdüğü Ankara, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya illeri arasında kalan bölgede, antik yürüyüş yolları esas alınarak oluşturulmuş ve uluslararası standartlarda işaretlenmiş uzun yürüyüş ve bisiklet yoludur. Yol, üç farklı noktadan; Gordion (Ankara), Seydiler (Afyonkarahisar) ve Yenice Çiftliği (Kütahya) başlayarak Frigya topraklarına girer ve Friglerin kalbi Yazılıkaya-Midas kentinde (Eskişehir) birleşir. 506 km uzunluğundaki yürüyüş yolu Frig, Roma, Bizans ve Selçuklu uygarlıklarının özgün eserlerinin görülebileceği mekanların yanı sıra Frig Vadilerinin sıradışı dokusunu ve dingin atmosferinin solunabileceği muhteşem güzergahları takip eder.

 

Rota Hakkında :

Frig Vadilerinde Friglerin izlerini günümüz gezginlerinin sürmesi için oluşturulmuş uluslararası standartlarda uzun yürüyüş ve bisiklet yoludur. Üç noktadan başlayıp Frigya topraklarına giren yol Friglerin dini merkezi niteliğindeki Yazılıkaya Midas kentinde birleşir. Yolun toplam uzunluğu 506 km’dir ve yolun takibini kolaylaştırmak için rotanın tamamı uluslararası standartlarda kırmızı-beyaz renklerle işaretlenmiştir. Ayrıca yürüyüşçüleri bilgilendirmek için rota başlangıç-bitiş noktalarına bilgilendirici panolar ve önemli kavşak noktalarına da yön tabelaları dikilmiştir.

Frigya’daki antik yerleşim yerlerini birbirine bağlayan antik yollar Frig Yolu’nun ana temasını oluşturmaktadır. Bu ana temanın yanı sıra Frig Yolu, Frigya’nın atmosferini doğaseverlere bir bütün olarak sunmak ve yürüyüşü keyifli kılmak için bölgenin doğal, tarihi, jeolojik, kültürel vb. gibi diğer öne çıkan bileşenlerini de içerecek şekilde tasarlanarak hayata geçirilmiştir.
Frig Vadileri yılın her mevsimi farklı güzellikler sunar; ancak yürüyüş için en konforlu zaman ilk ve sonbahardır. Bölgede yılboyu su sorunu yoktur.

Programımız :

1. Gün: 18.05.2019 Cumartesi

00.00 İstanbul’dan hareket ettik, Bozüyük->Eskişehir->Seyitgazi üzerinden Yazılıkaya’ya varışımız sabah saat 07:30 gibi oldu.

Sabah Kahvaltımızı Eski bir değirmenden bozma Turkun Kafede  Bölgeye özgü  Hıçın börek ile yaptık. börekler gerçek çok lezzetliydi ve oldukça bol porsiyondu. Kafe çalışanları fazla gelen börekleri yanımıza almamız için kağıt torbalar dağıttı. Öyle yemeği için güzel bir kumanya oldu.

Midas Anıtı ve Yazılıkaya platformunun gezdik. Yerel rehberimiz Tanjunun da dediği gibi gerçekten başka bir dünyadaydık. Günümüzden yaklaşık 3.000 yıl önce inşa edilen tapınak ve mezar odalarını  bizleri etkiledi.

Frig Yolu’nda yürüyüşe başladık  (Çukurca-Kümbet (Rota-2.18 (12.6 km)) Parkur inanılmaz güzeldi. Birçok kültür rotasından daha tematikti. Likya yolundan eksiği deniz manzarasıydı ama fazlası tarihin kokusu ve coğrafyasıydı.

Güzel bir çeşmede mola verip öğle yemeğini Tutkun kafeden yanımıza aldığımız Hırçın börekleri ile yaptık.

Yemekten sonra  Kümbet köyüne ulaştık köy kahvesindeki kısa bir moladan sonra   Kümbet’deki Frig eserlerinin gezdik.

akşam konaklayacağımız Çukurca Köyündeki  Midas Hana geçtik.

Bölgede çok fazla konaklama tercihi yok. Aslında bu kötü değil çünkü gölge henüz alternatif Turizm’in rantına teslim olmamış. Civarda, köylerde bir tek hediyelik eşya satan bir dükkan bulamazsınız. Tüm açık hava müzeleri ve diğer tarihi eserleri gezmek ücretsiz ve biletsiz.

Midas handan bahsetmek istiyorum biraz. Midas han eski bir konak başarılı bir şekilde restore edilerek mini hotele çevrilmiş. 10-15 kadar odası var. 2, 3 ve 4 kişilik. Ayrıca çadır konaklama için güzel bir bahçesi var.

Bahçeden Hana girdiğiniz anda farklılığı hissediyorsunuz. Tesis çok temiz ve tüm ayrıntılar düşünülmüş. Çadır alanındaki ortak tuvalet ve banyolar bile çok temiz ve şampuanına kadar düşünülmüş.

Daha sonra tesisin ortaklarının (Aynı zamanda çalışan) Hollanda ve Almanyalı olduklarını öğrenince bu farkın sebebi ortaya çıktı.

Güzel bir akşam yemeğinden sonra sohbet ve muhabbetle odalarımıza çekildik.

2. Gün 19.05.2019 Pazar

Sabah Midashan’da kahvaltı açık büfe kahvaltının ardından çukurcadan ayrıldık ve Afyonkarahisar sınırları içindeki Ayazini Köyüne geçtik.

Kısa bir ve güzel bir parkurda yaklaşık 2-3 Km yürüyerek  Avdalaz Kalesine ulaştık. Rota-1.9 (2 km))

Üçler kayası köyündeki Frig Evinde yer sofrasında bizler için hazırlanan köy yemekleri ile öğle yemeği yedik. Bizleri çok güzel ağırlayan ev sahiplerimize köylülere buradan tekrar teşekkür ederiz.

Yemekten sora Frig Yolu’nda yürüyüşe devam ettik  (Burmeç Anıtı-Aslankaya Anıtı (Rota-1.13 (8.6
km)))

Saat 18.00 gibi konaklayacağımız  Üçlerkayası Köyü Frig Evine ulaştık, akşam yemeğinde  yöreye özgü Kaz yemeği sunuldu bizlere. Sies bulguru Kaz eti, salata, turşu, organik Vişne suyundan oluşan menü yer sofrasında bir başka lezzetliydi.

Çok büyük olmayan Frig evinde ve bahçesinde çadırda konakladık.

3. Gün 20.05.2019 Pazartesi

Frig evinde harika bir köy kahvaltısı yaptık ve araçla Döler’e geçtik.

Döğer Kervansaray’ı  ziyaret ettik. Kervan saray başarılı bir şekilde restore edilmiş ve eski eşyalar kilimlerle dekore edilmişti. Kervan sarayı gezmek ücretsizdi. ne bir köşesi kafeye çevrilmiş nede sağında solunda hediyelik eşya satılıyordu.

Saat 11:00 gibi Frig Yolu’nda yürüyüşe devam ettik  (Burmeç Anıtı-Demirli Köyü (Rota-1.12 (7.1 km)))

Öğle yemeğini Emre gölü kenarındaki tesiste aperitiflerle çözüp Frig Yolu’nda yürüyüşe devam ettik (Demirli-Köhnüş Vadisi (Rota-1.11 (5.4 km)))

Yürüyüşten sonra akşama doğru araçla Gazlıgöl’e geçip Termal otelde dinlenmeye çekildik.

4. Gün 21.05.2019 Salı

Termal otelde kahvaltı dan sonra Sarıcaova Köyü’ne araçla geçip  Frig Yolu’nda yürüyüşe devam ettik. (Sarıcaova-Aslankaya Anıtı (Rota-1.14A (5.6 km)) ve Rota-1.16 (5.4 km)))

Yürüyüşten sonra 14.00 İstanbul’a dönüşe geçtik ve saat 22:00 civarı istanbula giriş yaptık.

Bu etkinliğe katkı sağlayan ,

Afyonkarahisar Turizm il md’lüğüne,
Prof.Dr.Hüseyin Sarı’ya
Frig evine,
Frikya Organik’e
Tanju Tetik’e
Midas Han’a
Ugo Turizm’e ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ederiz.

Çok beğeni alan bu etkinliğimizin tekrarını hemen planladık.

Katılım ve detay için : https://www.istanbuldoga.org/detay.asp?id=444

Tags, , , , , , , , ,

Rüya Kamp – Torkul Göleti

Havaların ısınmasıyla kamp etinlikleri sıklaşmaya başladı. Sevgili etkinlik sorumlusu arkadaşımız Mehmet Koç’un Torkul Göleti etkinliğini görünce sevindim. Uzun yıllar olmuştu bu cennet köşesini görmeyeli.

Sabah 6 da çıktı aracımız yola incirliden. yaklaşım 3.5 saat sürdü yolculuğumuz. Evet az değil ama ne var ki İstanbuldan 3 saat uzaklaşmazsanız doğanın özüne ulaşamıyorsunuz.

Kamp alanına  ulaştığımızda sabah sisi oturmuştu göletin üzerine. Karşılar kıyılar görünmüyordu. Keşif ekibi işe koyuldu ve 25 kişilik ekibimiz için en uygun kamp noktasını kısa sürede belirledi.

İstanbul Doğa Kamp Karavan federasyonuna bağlı bir kulüp. Federasyonun da belirlediği kurallara göre etkinlik sorumluları kampı organize ediyor. Bu kurallar gereği  kamp alanının yerleri belirlendi, tuvalet bölgeleri bay-bayan belirlendi, kamp ateşinin yeri tesbit edildi. Ateş yeri çok önemli istanbul doğa ekibi bu konuda çok hassas.

Tüm çadırların yerleri ekipte kontrol ediliyor çadırların olası doğal durumlardan en az etkilenecek yerlere kurulması ağlanıyor.

Hayvan riski olan bölgelerde çanlı güvenlik şeridi kullanılıyor.

Tüm bu kontroller ve prosedürlere birlikte çadırlarımızı kurduk. Rehberler eşiliğinde kampın yaşlı ve genç delikanlıları oduna çıktı. Hiçbir ağaç kesmeden düşen odunlardan kamp ateşi için odun toplandı.

Tüm gün göl kenarında oturup muhteşem manzarayı kuşların serenatı ile izledik. akşam kamp ateşi etrafındaki dost sohbetleri ve şarkılar emin olun çok farklı hissettiriyor insana.

Açık söylemek gerekirse gece soğuktu. Ama sağlam ekipmanla gidenler soğuk havadan çok etkilenmedi. Ertesi gün güneş kendini bulutların arasından kısa kısa gösterdi.

Sanırım artık bu harika cennet köşesinin resimleri ile sizleri baş başa bırakmamın zamanı geldi.

Duyar gibiyim soruları. Bu mini cennet tatilinin maliyeti Resmi dernek üyeleri için 90 TL. idi.

Torkul Göleti Kampı

Çadır desteğinden dolayı Kamperest Outdoor mağazasına teşekkür ederiz.

Tags, , , , , , , , ,

Adventure’19 Macera turizmi ve sporları fuarında yer aldık

ADVENTURE TURKEY, macera turizmine ve sporlarına hizmet eden tesisleri, işletmeleri, ürün ve hizmet satanları, kulüpleri, seyahat acentelerini, turizm profesyonellerini ve tüm ilgilileri bu fuarda bir araya geldi.

İstanbul Fuar Merkezinde düzenlenen fuarda 11 Salon D10 numaralı 40’m2. ilk Standımızda  faaliyette bulunduğumuz  Spor branşlarımızı ve Derneğimizi tanıttık.

Standımızı ziyaret eden misafirlerimize, Standda görev alan gönüllülerimize, Desteklerinden dolayı Tureks Fuarcılığa ve Netpak Ambalaj‘a teşekkür ederiz.

 

Advanture19

 

Fuar Katılımcı Listesi

FİRMA ADI STAND KODU İL / ÜLKE
300 BAR DIVE CENTER D 115 ANTALYA / TÜRKİYE
AKUT –  ARAMA KURTARMA DERNEĞİ D 410 İSTANBUL / TÜRKİYE
ALTAV / ALANYA TURİZM TANITMA VAKFI D 701 ANTALYA / TÜRKİYE
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ D 154 ESKİŞEHİR / TÜRKİYE
ANEMON TURİZM D 422 İSTANBUL / TÜRKİYE
ANTALYA SUALTI DERNEĞİ D 115 ANTALYA / TÜRKİYE
ASTROPET EVCİL HAYVAN ÜRÜNLERİ D 105 İSTANBUL / TÜRKİYE
ATLITUR SAĞLIK SPOR VE DOĞAL YAŞAM DERNEĞİ D 521 İSTANBUL / TÜRKİYE
AYDOFF – ANADOLU YAKASI DOĞA SPORLARI VE OFFROAD KULÜBÜ D 320 İSTANBUL / TÜRKİYE
AYIŞIĞI DIVING & LEOPAR TURİZM D 520 İSTANBUL / TÜRKİYE
BİSİKLETLİLER DERNEĞİ D 120 İSTANBUL / TÜRKİYE
COSY WOLF D 611 İSTANBUL / TÜRKİYE
DALAMAN BELEDİYESİ RAFTİNG KULÜBÜ D 710 MUĞLA / TÜRKİYE
DALAMAN SARSALA GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ D 710 MUĞLA / TÜRKİYE
DEEPIST DIVING & TRAVEL D 621 İSTANBUL / TÜRKİYE
DEREBEYİ RAFTİNG SPOR KULÜBÜ D 710 RİZE / TÜRKİYE
DRAGOMAN SEYAHAT ACENTASI D 910 ANTALYA / TÜRKİYE
DÜZCE BELEDİYESİ D 800 DÜZCE / TÜRKİYE
DÜZCE VALİLİĞİ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ D 800 DÜZCE / TÜRKİYE
EFE AV TİCARET D 601 İSTANBUL / TÜRKİYE
ERZİNCAN ALP ATLI SPOR KULUBU D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN BİNALİ YILDIRIM ÜNİVERSİTESİ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN BİSİKLETLER DERNEĞİ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN DAĞCILIK SPOR KULUBU D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN GENÇLİK VE SPOR İL MÜDÜRLÜĞÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN MOTORSİKLET SPOR DERNEĞİ KULUBÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN MUNZUR FIRAT DOĞA SPORLARI KULUBÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN OFFROAD 4X4 VE DOĞA SPORLARI DERNEĞİ KULUBÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN OFROAD 4X4 VE DOĞA SPORLARI DERNEĞİ KULUBU D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN TÜRK HAVA KURUMU EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
ERZİNCAN VALİLİĞİ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ D 820 ERZİNCAN / TÜRKİYE
EXIT TURİZM / DERİN TURİZM SUALTI D 620 İSTANBUL / TÜRKİYE
FENOMEN AIR SPORTS D 421 SAKARYA / TÜRKİYE
GEZGİN DERVİŞ D 152 İSTANBUL / TÜRKİYE
GÖZTEPE AKEDEMİ SPOR KULÜBÜ D 710 İSTANBUL / TÜRKİYE
GÖZTEPE AKEDEMİ SPOR KULÜBÜ D 710 İSTANBUL / TÜRKİYE
HIKE’N SAIL TRAVEL D 710 İSTANBUL / TÜRKİYE
ISLAK MAVİ DALIŞ MERKEZİ / ARER SUALTI TURİZM DENİZCİLİK D 150 İSTANBUL / TÜRKİYE
İBB GENÇLİK VE SPOR MÜDÜRLÜĞÜ D 510 İSTANBUL / TÜRKİYE
İBB TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ D 300 İSTANBUL / TÜRKİYE
İCT-İSTANBUL KANYON VE DOĞA SPORLARI D 111 İSTANBUL / TÜRKİYE
İLİZYONİST D 110 İSTANBUL / TÜRKİYE
İOG – İSTANBUL ORIENTEERING SPOR KULÜBÜ D 161 İSTANBUL / TÜRKİYE
İSOFF – İSTANBUL OFF ROAD KULÜBÜ D 700 İSTANBUL / TÜRKİYE
İSTANBUL AKVARYUM D 810 İSTANBUL / TÜRKİYE
İSTANBUL DOĞA SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ D 310 İSTANBUL / TÜRKİYE
J-DALIŞ D 720 MARMARİS / TÜRKİYE
KAR SPOR D 311 İSTANBUL / TÜRKİYE
KAYSERİ YAHYALI BELEDİYE SPOR KULÜBÜ D 710 KAYSERİ / TÜRKİYE
KLOSDAĞ / KULVAR LOKAL SANTRAL DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI İHTİSAS KULÜBÜ DERNEĞİ D 145 İSTANBUL / TÜRKİYE
KUZEY KARTALI D 140 İSTANBUL / TÜRKİYE
KÜÇÜKYALI YELKEN SPOR RAFTİNG KULÜBÜ D 710 İSTANBUL / TÜRKİYE
LİMİT DOĞA SPORLARI KULÜBÜ D 710  İSTANBUL / TÜRKİYE
MOTOSİKLET OCAĞI D 160 İSTANBUL / TÜRKİYE
MOTTO AKADEMİ / GİZ SÜRÜCÜ KURSU D 121 İSTANBUL / TÜRKİYE
NASUH MAHRUKİ DOĞADA LİDERLİK OKULU D 905 İSTANBUL / TÜRKİYE
NEFES AKADEMİSİ D 130 İSTANBUL / TÜRKİYE
NEFES FARKINDALIĞI D 130 İSTANBUL / TÜRKİYE
NEOP DİVE MARITIME INDUSTRY D 610 İSTANBUL / TÜRKİYE
NORTH STAR SHOP D 722 BURSA / TÜRKİYE
PROTEC TURKEY / BLACKFISH DIVE / BYEM KARABALIK D 100 İSTANBUL / TÜRKİYE
PRUVA DALIŞ MERKEZİ D 105 İSTANBUL / TÜRKİYE
SAHİL KAMP İSTANBUL / SAHİL KÖY TURİZM D 165 İSTANBUL / TÜRKİYE
SAKLIKENT GORGE CLUB / N-M-E ULUTAŞ TUR.SEYH. D 721 ANTALYA / TÜRKİYE
SARI YAPIM D 101 İSTANBUL / TÜRKİYE
SSI TÜRKİYE / DENİZ DURU TURİZM D 522 İSTANBUL / TÜRKİYE
SUGECİRMEZ.COM / PROMAR GÖRÜNTÜLEME VE KORUMA MALZ D 420 İSTANBUL / TÜRKİYE
T.C. HAKKARİ VALİLİĞİ D 710 HAKKARİ / TÜRKİYE
TANUS ÇADIR YAPI SANAYİ D 400 GAZİANTEP / TÜRKİYE
TANUS ÇADIR YAPI SANAYİ D 500 GAZİANTEP / TÜRKİYE
TERRA NOVA CAMP / EMT EĞİTİM MÜZİK YAPIM TURİZM D 900 İSTANBUL / TÜRKİYE
TUNCELİ VALİLİĞİ D 710 TUNCELİ / TÜRKİYE
TÜRKİYE RAFTİNG FEDERASYONU D 710 ANKARA / TÜRKİYE
TÜRSAB D 411 İSTANBUL / TÜRKİYE
UNİDEN D 116 İSTANBUL / TÜRKİYE
VAN ÇATAK BELEDİYE SPOR D 710 VAN / TÜRKİYE
WINDSURF TR RÜZGAR SÖRFÜ OKULU VE MALZEMELERİ D 600 İSTANBUL / TÜRKİYE
YILDIZ DOĞA SPORLARI D 122 SİVAS / TÜRKİYE

Tags, , , , , , , , ,

Decathlon ile Gerçekleştirdiğimiz Doğa Yürüyüşü WorkShop

21 Ekim Pazar Günü Decathlon Maltepe mağazasında Decathlon ile birlikte Doğa Yürüyüşü Workshop’u gerçekleştirdik.

Doğa yürüyüşü seminerlerimizin özeti şeklinde gerçekleşen Wokshop’da Doğa yürüyüşü nedir nasıl yapılır, doğa yürüyüşünün ayrıntıları ve kullanılan malzemeler hakkında katılımcılara bilgiler paylaşıldı.

Doğa yürüyüşüne ilgi duyan katılımcıların ilgi gösterdiği WokShop oldukça renkli geçti.

Tags, , , , , , , , ,

Abant Gezi Notları

Abant gezimizden..

Abant Gezi Rehberi

 

Abant Gölü Özellikleri

Bolu, Mudurnu ilçesinde dağlar arasında bir doğa harikası bir göl. Tektonik bir göl sayılabileceği gibi heyelan set gölü de sayılabilir. Tektonik hareketler sonucu oluşan bir çukurun su dolması ile oluşmuş olduğunun savunulduğu gibi, tektonik harekelerin sebep olduğu heyelanın bir derenin önünün kapatması ile de oluşmuş olduğu da savunuluyor. (Hatta bir krater gölü olduğu söylentisi de mevcut ancak en azından bunun doğru olmadığı kesin. Ne yazık ki Kültür Bakanlığı sayfasında bile hala birikinti ve krater diye yazmakta.)

Abant Gölü Bolu’nun 34 km güneybatısında Abant Dağları üzerinde, İstanbul’a (Mecidiyeköy) 270 km, Ankara’ya (Kızılay) 230 km uzaklığı ile iki büyük şehir arasında bulunuyor. Gölün deniz seviyesine göre yüksekliği 1328 metre. Dağ kar ve yeraltı suları ile iki derden beslenen göl, fazla sularını Abant Çayı’na döküyor. En derin yeri yaklaşık 18 metre. Gölün çevresi ise yaklaşık 7 km.

Abant Gölü çevresi orman ve yaşam açısından çok zengin, sarıçam, karaçam, kayın, meşe, kavak, gürgen, söğüt başlıca ağaç türleri. Ayrıca Abant Gölü nilüferlerle dolu. Abant Gölü’nün etrafında ise Abant Çiğdemi bulunuyor. Gölde ayrıca küçük semender ile abant alası bulunuyor, bunların olta ile avlanmasına yılın belirli dönemlerinde, ücret karşıığında izin veriliyor. Göl kenarlarında su samurları da var, çevredeki ormanlarda ise tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, geyik, karaca görülüyor.

Ayrıca Tabiat Parkı girişinde ücretsiz ziyaretçi tanıtım merkezi ve doğa müzesi bulunuyor.

Göl, 1998 yılında tabiat parkı ilan edilerek daha fazla korumaya alınmaya çalışılmış ancak tüm çevresinin asfaltlanması, çevresinde otellerin ve tesislerin bulunması ve piknik alanı nedeniyle özellikle haftasonları insan ve araba akınına uğruyor.

Gezimiz

Biz de 20 Ocak 2019 Pazar günü sabah saat 06:30’da Bakırköy İncirli’den başlayan bir yolculukla, katılımcılarımızı E-5 üzerinde daha önce belirlenen duraklardan tek tek alarak yola düştük. Tamamı İstanbul Doğa katılımcılarından oluşan 54 kişiye ulaştık, bu aslında bir İstanbul Doğa rekoru da diyebiliriz.

Yol üzerinde daha önce planladığımız gibi kendi getirdiklerimizle kahvaltı yapabilmek için TEM üzerindeki Hendek tesislerinde durarak ilk molamızı verdik, yarım saatlik kahvaltımızın ardından yine yollara düştük, Abant Gölü Tabiat Parkına vardığımızda saatimiz 11:30’u gösteriyordu.

Abant Gölü’nün çevresini, yürüme isteği ile göze aldık bu kadar yolu, asfaltlanmış yoldan birkaç defa sapacak, kar içine girecek, bol bol oksijen soluyacaktık. Ancak havanın 20 Ocak gibi bir tarihte bu yükseklikte bile 4-5 derece ve tamamen açık olması, İstanbullluların, Ankaralıların, Boluluların ve Düzcelilerin göle akın etmesine neden olmuştu,aslında bir kalabalık bekliyorduk ancak tabiat parkına girene kadar çok fazla araç görmemiştik, bu da içimizde bir umut yeşermesine neden olmuştu.

Tabiat Parkına giriş ücretli, yaya 5 TL, otomobil 15 TL, Minibüs 45 TL, midibüs 75 TL, Otobüs 120 TL , biz en yüksek ücret olan 120 TL’yi vererek parka giriş yaptık, park alanında küçk bir anlatımla, aslında burada bir doğa yürüyüşü yapmayacağımızı, fotoğraf gezisi olduğunu, o yüzden sıkı kurallarımızın olmadığını belirterek tekrar toplanma saati belirterek yürüyüşe başladık.

Yerde yaklaşık 60 cm kar vardı ve göl tamamen donmuştu. Asfalt yol tamamen araç doluydu, biz de ilk denememizi yaparak karda ilerlemeye çalıştık ancak mücadelemiz yaklaşık 200 metre sonra tekrar asfalt dolu olan yola çıkmakla acı verici şekilde sonlandı, zira ezilmemiş, yumuşak kar yer yer belimize kadar yükseliyordu ve doğal olarak yürüyemedik.Asfalt yol gidiş geliş yön araba doluydu, bir taraftan da faytonlar her bir adımda daha da sıkışmamıza neden oluyordu, açıkçası birçok katılımcımız gibi ben de keyif almadım, neyse ki burada imdadımıza göl üzerinde yapılan  ahşap yürüyüş yolu yetişti. Belki de Abant parkurunun en keyifli yeri burasıydı, yarım saatliğine de olsa araç seslerinden uzaklaştık.

Her güzel şey gibi ahşap yürüyüş yolu da bitti, artık yol tek yöndü ancak araçlardan oluşan trafik İstanbul trafiğini de aşmıştı, yürüyerek onlarca hatta yüzlerce araç geçtik, çünkü saattteki hızları muhtemelen 1 km bile değildi araçların, biz de bu yolda artık yürüyecek yer kalmamasından dolayı biraz dağılmaya başladık, küçük gruplara bölünerek yürüdük ve piknik alanına ulaştık. Piknik alanındaki kalabalıktan bahsetmeye gerek yok, sadece horon tepen 50 kişilik bir grup olduğunu söylemek bile yeterli sanırım. Burada tepeye doğru yürüyüş rotaları var daha öbceki yıllarda yürüdüğümüz ancak bugünkü planlamamızda yürüyüş yoktu, zaten olsa da muhtemelen 300-400 metre tırmanış içeren bu tepeye bu kadar yüksek karda tırmanamazdık.

Daha sonra yine asfalt yolda yürüyüşümüzü başladığımız noktaya kadar devam ettirdik, her bir adımda, göl çevresine alınan arabalara, arabalar içerisindikelere kızarak, çözümsüzlüğe hiddetlenerek. Daha önce defalarca geldiğim doğa harikasının bu kadar araç trafiğine boğulması en hafif tabirle üzüntü verici. Oysa çözümü de kolay bence, zira otopark alanında her yarım saatte bir, sık isteniyorsa her 15-20 dakikada bir düzenlenecek bir servis bütün ulaşım sorununu çözecekti.

Ulaşım

Abant Gölü’ne Ankara- İstanbul arasındaki Tem otoyolu Tünelden sonraki ilk çıkış olan Abant çıkışından veya D-100 karayolunun 200 kilometresinden ayrılan; Ömerli köyü sapağından dönüldükten sonra yaklaşık olarak 22 kilometrelik asfalt bir yoldan gidilerek ulaşılır. Mudurnu Nallıhan üzerinden de göl alanına ulaşılabilir, ancak bu yol daha virajlıdır. Ayrıca Bolu merkezden her iki saatte bir kalkan özel halk otobüsleri bulunmaktadır. (Bolu Ulaşım)

Konaklama

Abant gölü çevresinde Büyük Abant Oteli bulunmaktadır ancak bu otel 5 yıldızlı olduğundan fiyatlar da her mevsim bu standartta olmaktadır, yine Abant Palace göl kenarında bulunan diğer oteldir. Ayrıca göle ulaşan yolda birçok otel, köşk, pansiyon bulunmaktadır. Göl çevresinde kamp alanı yok ancak hemen yakınlarındaki yaylada kamp alanı bulunmakta.

AzCok.Net

Göynük Gezimiz

 Taraklı Göynük Çubuk Gölü Gezimizin Göynük Bölümüne Dair Notlar…

GÖYNÜK GEZİ REHBERİ

Sabah saat 06:30 da İstanbul’dan yola düştük ve Taraklı gezimizin ardından Göynük‘e doğru yola çıktık. (Taraklı gezisini okumak için buraya tıklayınız.)

Göynük’e vardığımızda saatimiz 12:30 gösteriyordu, bu da demek oluyor ki yaklaşık 2 saat zamanımız vardı bu zamanı da güzel bir şekilde kullanmak için bir an önce yollara düştük.

Tarih olarak merkez ve hemen yakın köylerde 2000-3000 yıllık eserler bulunan Göynük’ün tarihi Friglere kadar uzanmaktadır. Bütün Anadolu gibi Pers istilasından nasiplenmiş, Romalılar tarafından ihya edilmiş daha sonra da Osmanlı Devleti yönetiminde asırlar geçirmiş Göynük bugün konaklar ve türbeler ilçesi olarak adlandırılabilir.

Göynük tıpkı Taraklı gibi ahşap mimarinin harika örneklerine sahip, 150-200 yıllık konaklardan ayakta kalanların birçoğu ev ve butik otel olarak kullanılıyor.

Tarih kokan bu kent bir yanıyla da “Yaşamın Kolay Olduğu Kentler”den birisi yani Cittaslow. Şu ana kadar Türkiye’den 15 kent bu ünvana mazhar olmuş durumda ve bugün biz Taraklı ve Göynük’ü gezerek ikisini aynı gün görme fırsatına kavuşacağız. (Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Halfeti, Mudurnu, Perşembe, Şavşat, Seferhisar, Uzundere, Vize, Yalvaç, Yenipazar) Peki nedir Cittaslow, 1999 yılında ortaya çıkan bu hareket, kısaca “insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler” felsefesiyle hareket etmektedir. Bugün Dünya’da 28 ülkede 182 kente ulaşmıştır. Detaylı bilgi için: http://cittaslowturkiye.org/)

Çınarlar Köprüsü ve Anıt Ağaçlar

Tarihi evlerin dizili olduğu ve çarşıya bağlantı sağlayan Çınarlar Köprüsü ve çevresini görerek başladık Göynük hızlı turumuza, Köprünün hemen yanında bulunan anıt ağaçları seyyar satıcılar biraz engellese de arkasında çınar gölgesinde oturabileceğiniz çay bahçeleri de mevcut.

Zafer Kulesi

Göynük gezimize Göynük’ün simgesi olmuş Zafer Kulesi ile devam etmek için yine buram buram tarih ve kültür kokan ara sokaklardan yokuşu tırmanmaya başladık. Kule Cumhuriyet döneminde yapılan ilk tarihi yapıymış (ilk olmasa da ilklerden biridir kesinlikle). Cumhuriyet’in ilk Kaymakamı olan Hurşit Bey tarafından yapılan Zafer Kulesi, Göynük’ün milli mücadeledeki desteğini temsil etmek amacıyla yapılmış. 2004 yılında restore edilmeye çalışırken yanmış daha sonrai 2017 yılının Nisan Mayıs aylarında tekrar restore edilmiş. 3 katlı ahşap Zafer Kulesine çıkmak yasak ancak bu yükseklik, mükemmel bir Göynük manzarası sundu bize, siz de buraya kadar çıkarsanız vadinin diğer tarafına , yeni Göynük diyebileceğimiz ve 10 katlı Toki binalarının olduğu tarafa hiç bakmayın. Anadolu’yu bu şekilde Toki ile doldurunca korkuyorum birkaç bin yıl sonra bize de Hititler, Frigler gibi Tokililler diyecekler…  Biz burada çektiğimiz mükemmel fotoğrafların ardından yeniden geldiğimiz yönün diğer tarafından aşağılara vadiye doğru indik.

Akşemseddin Türbesi

Zafer Kulesinden indikten sonra hemen yanımızda kalan Türbe’yi ziyaret ettik. 1389 yılında Şam’da doğan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası olan Akşemseddin, Göynük’ten geçerken burayı çok beğeniyor, nasıl beğenmesin ki iki tepe arasında kalan vadiye kurulmuş ortada da sakin akan bir dere ile huzurlu bir kent burası ve Akşemseddin bu huzurlu ilçede vefat ediyor. Akşemseddin’in türbesi Fatih Sultan Mehmet tarafından 1464 yılında yaptırılmış. Her yıl mayıs ayı sonunda ona ilçede özel şenlik düzenleniyor. Türbenin içinde iki oğlunun da sandukaları var, hemen dışında ise eşi ve kızlarının mezarları bulunuyor.

Gazi Süleyman Paşa Cami

Akşemseddin Türbesi Gazi Süleyman Paşa Cami önündeki alanda bulunuyor bu camii ise 2. Osmanlı Padişahı Orhan Bey’in büyük oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından 1331 ile 1335 yılları arasında yaptırılmış. Bölgedeki ilk Osmanlı eserlerinden biri ayrıca taş işçiliği ve sağlamlığı ile dikkat çekiyor. Cami 1948-1960 yılları arasında restore edilmiş. Bu cami yapımında rivayet odur ki, bir isçi elinde bir taşı koymadan getirip götürüyor. Süleyman Paşa durumu fark edip işçiye nedenini sorduğunda, işçi, sabah yıkanamadığı için mübarek yapının temeline taş koymak istemediğini söylüyor. Bunun üzerine Süleyman Paşa da cami inşaatı yanına bir hamam yapılması emrini veriyor. Caminin hemen yanında da bu hamam bulunuyor.

Artık saatlerimizin 2’yi geçmesi herkesi acıktırmıştı biz de cami avlusunda yemek için serbest zaman verdik, grubun tümü biz daha türbe cami derken Paşazade Konağına gitmiş bile, arkalarından biz de öğle yemeğimizi orada yedik. Bu arada belirtelim keşkek yiyecekseniz Taraklı’da yiyin, bu kadar yakın olmasına rağmen burada keşkek bulamadık, güveçte mantar, kuru fasulye (buranın en güzel yemeği, güveçte etli yaprak sarma, tahinli kabak tatlısı benim yediğim veya tadına baktığım yiyecekler olarak hepsi de çok güzeldi.

Son olarak Göynük’te yaşayanların da tıpkı taraklı’da olduğu gibi Manav olduğu kabul ediliyor. Manavlar için ise bazı yerlerde Türk/Türkmen olduğu yazılıdır ve yörüklerin yerleşik hayata geçenlerine deniliyor, bazı kaynaklar ise kökenlerinin Türklerin Anadolu’ya gelişinden de çok daha öncesine dayandırmakta hatta Anadolu’nun en eski yerleşik halkı olduğunu kabul etmektedir.

Aslında Göynük’te daha fazla zaman geçirecek olsanız gezebileceğiniz Müze ve Türbelerin sayısı da artacaktır, biz yaklaşık 2 saat süren hızlı Göynük turumuz sonrasında yeniden otobüsümüze binerek bir sonraki durağımıza yani Çubuk Gölü’ne doğru yola çıktık. Aşağıda bu geziden birkaç kare daha görebilirsiniz.

www.AzCok.Net

Tags, , ,

Taraklı Gezimiz

Taraklı Göynük Çubuk Gölü Gezimizin Taraklı Bölümüne Dair Notlar..

TARAKLI

Günün bu saati havanın en soğuk olduğu saate yakın bir soğuklukla karşılasa da biraz kendimize gelmemizi de sağlıyor. Neyse ki gün ışıdıkça havanın ısınacağını ve genellikle bulutlu da olsa güneşi göreceğimizi biliyorduk, bir fotoğraf gezisi için ideal diyebilirim, bu tür havalar için.

Bakırköy’den çıksanız bile kendi aracınızla gitseniz 2-2,5 saatte gidebileceğimiz bir yer ilk durağımız olan Taraklı, ancak yol boyunca diğer arkadaşlarımızı alarak gittiğimiz için planımız 3,5-4 saatte ulaşmak ve yol üzerinde bir de kahvaltı yapmaktı. E80(TEM) karayolunun Sakarya Bilecik Sapağından çıktıktan sonra sol tarafımızda kıvrım kıvrım akan Sakarya Nehrini takip ederek güneye doğru 23 km daha yol yaptık.

Planda küçük değişiklikler yaparak yol üzerindeki Çakır Dinlenme tesislerinde topluca kahvaltı yaparak başlamış olduk güne. Burada tesisisn kendi kahvaltısı, çorbası da vardı ancak birçoğumuz yaımızda getirdiklerimizi güzel ve büyük bardaklarda sunulan çay eşliğinde yedik.

TARAKLI

Taraklı nam-ı diğer Mümkünlü Safranbolu’dan geri kalır bir kent değil ancak nedense adını Safranbolu kadar duyurabilmiş de değil. Önce neden Mümkünlü denildiğini hatırlayalım, Taraklı’nın 2010 yılında Şener Şen ile Olgun Şimşek’in oynadığı TTNET reklamındaki adı Mümkünlü ve sloganı da “burada her şey mümkün”. (Reklamı Buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=DbrbAp07qjk )

Taraklı aslında tarihi Osmanlı’dan da önceye dayanan bir kent, adını ise halkın ahşap kaşık ve tarak yapmasından aldığı, bu nedenle tarakçı olduğu sonra Taraklı’ya dönüştüğü rivayet ediliyor. Kent ve tarak geçmişinden Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de bahsediliyor.

Safranbolu’dan geri kalır bir yer değil diyoruz ama burada bir parantez açmakta da fayda var, bizim şehirlerimizde öyle yüzlerce yıllık hatta binlerce yıllık evler, konaklar, binalara göremememizin sebebi ahşap mimari anlayışımız, Avrupa’da taş evler, binalar yaygın iken Anadolu’da ahşap evler, konaklar yaygın, bunun sonucu olarak da evlerimiz yangına, depreme, zamana yeteri kadar dirençli değil. Bu nedenle de sayısı son derece sınırlı olan tarih kokan kentlerimizi özenle korumamız gerekiyor.

Tarih kokan bu kent bir yanıyla da “Yaşamın Kolay Olduğu Kentler”den birisi yani Cittaslow. Şu ana kadar Türkiye’den 15 kent bu ünvana mazhar olmuş durumda ve bugün biz Taraklı ve Göynük’ü gezerek ikisini aynı gün görme fırsatına kavuşacağız. (Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Halfeti, Mudurnu, Perşembe, Şavşat, Seferhisar, Uzundere, Vize, Yalvaç, Yenipazar) Peki nedir Cittaslow, 1999 yılında ortaya çıkan bu hareket, kısaca “insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler” felsefesiyle hareket etmektedir. Bugün Dünya’da 28 ülkede 185 kente ulaşmıştır. Detaylı bilgi için: http://cittaslowturkiye.org/)

Hacı Atıf Hanı (Tarihi Han)

Taraklı, İpek yolu olarak anılan Bağdat Yolu üzerinde olduğundan kervanların Taraklı’da konakladığı ve yılların hiçbir zaman eskitemediği tarihi han restorasyondan sonra otel olarak işletilmesi planlanmıştı ancak şu an yine boş ve atıl kalmış durumda. Hemen yanındaki Çakırlar Konağı, Kadirler Konağı ve Kurşunlu Camii ile güne görsel olarak mükemmel başlamamızı sağladı en azından benim için.

Yunus Paşa Camii -Kurşunlu Camii

Bizde gezimize Kurşunlu Camii ile başlıyoruz, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azamı Yunus Paşa tarafından 1517 yılında yaptırılan Yunus Paşa Camii, kubbesi kurşun kaplı olduğundan, halk arasında “Kurşunlu Camii” diye anılır. Yunus Paşa Camii, kare planlı, tek minareli klasik uslupta inşa edilmiş, güzel bir eserdir. Burada şunu belirtmekte de fayda var, Taraklı Belediyesi dahil birçok yerde Camiinin Mimar Sinan eseri olduğu yazılı ancak grubumuzdaki tarihçi arkadaşımızın bilgilendirmesiyle Sinan’ın o tarihte mimar dahi olmadığı, bir yeniçeri olduğu, o tarihte ilk seferine çıktığını öğreniyoruz, dolayısıyla bu bilginin doğru olma olasılığı çok çok zayıf ayrıca Kanuni döneminde eserler bırakan Mimar Sinan’ın Baş Mimarı olması nedeniyle bazı eserleri doğrudan kendisi yapmasa da, sadece onayından geçtiği için Mimar Sinan eseri olarak da anıldığını belirtmekte fayda var, bu yüzden, bugün bu eserlerden hangisi/hangileri bu şekilde anlamak pek zor.

Tarihi Hamam

Hamam, ilçe merkezinde, Yunus Paşa Cami’ne yakın bir yerdedir. Hamamın ilk yapıldığı yıllarda, hamamdan çıkan buhar, yakınındaki Yunus Paşa Camii’ni merkezi sistemle alttan ısıtılmasında kullanılıyormuş. O dönemin şartlarında böyle birşeyin olması gerçekten çok şaşırtıcı.

Hisar

İlçenin savunulmasında stratejik öneme sahip olan “Hisar Tepesi”tarihi kalıntılar olan su sarnıçları ile ilçenin kalesi görünümündedir. Hisar Tepesi’ndeki iki su sarnıcı MÖ..1000- MÖ..2000 yılları arasını tarihlemektedir. Bu kadar yukarıya çıktıktan sonra tekrar iniş ve çıkış güzergahlarını izleyerek Çınar ağacına doğru devam ediyoruz.

Taraklı Sokakları

Tarihi mekanlar, konaklar, camiler arasında kalan ve buram buram tarih kokan daracık sokaklar Arnavut Kaldırımı mimarisinde yapılmış hatta sokaklarda yük taşıyanların dinlenmeleri için dinlenme taşları da bulunuyor, yokuşları göz önüne alındığında nelerin düşünüldüğünü anlayarak bir kez daha şaşırıyor insan. Şimdi sıra Arnavut kaldırımları ile donatılmış kentin dar sokaklarında kaybolup sokakların tadını çıkarmakta. Biz de Hisar’a çıkarken, geri dönüp Yaşlı Çınar’a doğru giderken öyle yaptık. Hatta yol üzerinde gördüğümüz ve henüz gerçekleşmiş bir yangınla Taraklı’nın en güzel evlerinden birini daha kaybettiğine tanık olduk, ön cephesi kurtulmuş binanın pencere çerçevelerindeki işçilik dahi çok güzel şekilde duruyordu.

Çınar Ağacı

Kentin Yusuf Bey Mahallesi’nde 7 asırlık çınar ağacı Osmanlı Kültürünü gelecek nesillere aktarmaktadır. Osmanlı devleti topraklarına kattığı her yerleşim yerine çınar ağacı dikme geleneğinin Taraklı’da da sürdürmüş. Asırlık çınar ağacı büyük bir yangın tehlikesi geçirmiş, ancak neyse ki çok büyük bir zarar görmeden kurtarılmış. Hemen yanı başındaki çeşmenin de bir vakıf eseri olduğunu ve 1735 yılından kaldığını öğrendim. Çınarın yanında zaman geçirip bol bol fotoğraf çektikten sonra yeniden kent meydanına doğru harekete geçtik, yine hiç görmediğimiz sokaklarda, tarih ve kültür kokan evler arasından yürüyerek otobüsümüze ulaştık.

Yaklaşık 2 saat süren hızlı Taraklı turumuz sonrasında yeniden otobüsümüze binerek bir sonraki Cittaslow durağımıza yani Göynük’e doğru yola çıktık. Aşağıda bu geziden birkaç kare daha görebilirsiniz.

Kaynak : AzCok.Net

Tags, , , , , ,

Teksen Köyü Doğa Yürüyüşü

11 Kasım 2018 Pazar günü 25 doğasever sabah erkenden düştük yollara. Rotamız İstanbul’dan Kocaeli Kandıra İlçesi köylerinden (aslında artık mahalle) Teksen Köyü.

TEKSEN KÖYÜ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Teksen Köyü onlarca yıldır planlanan Sungurlu Barajı tehdidi altındaki yüzlerce yıllık bir köy. Tarihi evleri, cana yakın insanları ile sadece köy için bile bu kadar yol gidilebilir aslında, bu kadar yol diyorum zira İstanbul’a (Mecidiyeköy olarak alırsanız) 150 km uzaklıkta. Köy halkı için internette birçok yerde Kafkas göçmeni, Abhaz, Gürcü gibi tanımlamalar yapılsa da köyün yaşlılarına göre “Manav”lar. Manavlar için ise bazı yerlerde Türk/Türkmenolduğu yazılıdır ve Yörüklerin yerleşik hayata geçenlerine denilmektedir, bazı kaynaklar ise kökenlerinin Türklerin Anadolu’ya gelişinden de çok daha öncesine dayanmakta hatta Anadolu’nun en eski yerleşik halkı olduğunu kabul etmektedir. Manav köyleri Sakarya ve Kocaeli bölgesinde çokça bulunmaktadır.

Saat 10 gibi vardığımız köy meydanında bir kahvede oturarak kendi getirdiklerimizle kahvaltımızı yaptık, yeni demlenen çayın ve soba ateşinin sıcaklığına çok alışmadan yola çıkmamız gerekiyordu, zira yürümemiz gereken harika bir doğası vardı bu köyün bizi 3-4 saat yollara düşüren.

Yine aracımızla hemen yakındaki küçük bir göletin yakınına kadar gittik ve ormana buradan girmeye karar verdik. Sabah havanın sisli olması nedeniyle küçük de olsa mükemmel bir manzara veren gölde yeteri kadar güzel fotoğraf çekemesek de ormana girdikçe sis dağılmaya başladı ve muhteşem doğasıyla ve manzaralarıyla bize orman kucağını açtı.

Orta zorlukta olarak planlanan rotamıza rağmen grubumuzda ilk kez doğa yürüyüşüne katılacak olan kişilerin varlığı bana mutluluk verdi. Daha başlar başlamaz biz düşük rakımdaki köyden (başladığımız rakım 50 metre) yüksek tepelere doğru orta eğimli patikalardan çıkmaya başladık.  Bir yanımızda akan küçük dereler, ayağımızın altındaki yeni dökülmüş ve henüz ezilmemiş yapraklar, tepemizdeki yeşil yapraklar, soluduğumuz tertemiz hava en azından benim mutluluğuma mutluluk kattığını söyleyebilirim.

Küçük bir vadinin solundan ilerlerken, küçük bir şelale görüntüsü veren bir kayalığın üzerinden vadinin ve derenin sağına geçerek zirve tırmanışımıza devam ettik, 4. Km civarında önümüze çıkan bir patikaya girdikten sonra tekrar asıl rotamıza dönmek için %45-50’ye varan eğimde 300 metre kadar tırmanış yaptıktan sonra ilk zirvemize yaklaşık 450 rakıma vardık, daha sonra kısmen inişli kısmen düz patikalardan devam ettik ve yaklaşık 8. kilometrede  yine yoldan çıkarak 300 metre tırmanışla ikinci zirvemize 510 rakıma çıkmış olduk.

Buraya kadar çıkmamızın nedeni tarihi bir kale kalıntısının bulunması: Teksen Hisar Kalesi.

Bu kale kalıntısı hakkında gerçekten çok fazla bilgiye ulaşmak mümkün değil, hangi dönemden kalmış, kimlere ev sahipliği yapmış, ormanın bu kadar içerisinde bir tepeye neden kale yapılmış, pek bir bilgiye ulaşamadım. Hakkında sadece 2009 yılında tescil edildiği bilgisine ulaştım. Tarihi pek bilinmese de bazı yerleri kazılmış hatta köylülere göre delik deşik edilmiş, tarih ve kültürel miras düşmanı define avcıları tarafından… (Kale bilgisi için tıklayınız)

Öğle yemeğimizi de burada kale taşlarının üzerinde oturarak yine yanımızda getirdiklerimizle yedik. Uzun bir mola olmasa da keyifli bir öğle yemeği oldu, henüz 8-9 km yürümüştük ancak yolun zor kısmı yani bütün çıkışları bitmişti…

Kaleye çıkış ve iniş 300 metre uzunlukta olsa da eğim burada da %30 civarında. Buradan inerken katılımcılarımızdan Serpil hn yaprak denizi altındaki bir dala takılarak düştü, hemen ilk müdahaleyi yaparak yolumuza devam ettik ancak bu kaza bize doğada her zaman risk altında olduğumuzu hatırlattı…

Doğaya girdikten sonra araç yollarında yürümeyi sevmediğimizden yine patika yollara saptık yürüyüşümüzün yaklaşık 11. kilometresinde ve patikanın uzun sürelerdir yürünmemesi nedeniyle kapandığını görünce Orman içlerinde kendimize bir yol bularak tekrar araç yoluna çıktık, işte buradaki 2 metrelik inişimiz yürüyüşümüzün en keyifli en dayanışma dolu bölümü oldu.

Araç yoluna indikten sonra yolumuzun köy ve tarlalarla kesilmesi nedeniyle bir daha ormana giremedik… Ağaç ve yaprak denizi içinde 16. kilometrede kahvaltı yaptığımız köy kahvesine ulaştık. Daha sıcak yanan soba karşıladı bizleri ve köyde gençlerin de yaşadığını gördük, köy çeşmesinden dağ suyunu kana kana içerek dönüş yoluna geçtik.

Yürüyüşümüzün wikiloc rotasına ulaşmak için tıklayınız

Ve artık bir ritüele dönüşen dönüş yolunda Derince’de Kebapçı Mehmet Usta‘ya uğrayarak akşam yemeğimizi yedik.

Aklımızda yeşil ağaçlar, üstümüzde ağaçların izin verdiği kadar gördüğümüz masmavi gökyüzü, ayaklarımızda dökülmüş kahverengi yaprakları unutmadan hatta daha o anlarda bile özleyerek vardık saat 21 gibi İstanbul’a…

Bu yürüyüşe gelenler veya herhangi bir doğa yürüyüşüne katılmak isteyenlerin Doğa Yürüyüşünde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar yazısını da okumasını mutlaka tavsiye ediyorum.

www.AzCok.Net

Tags,

ATA’dan DOĞA’ya yürüyüşü

ATA’dan DOĞA’ya yürüyüşü kapsamında 10 Kasım günü Ankara gezisi ve Anıtkabir ziyareti sonrasında 11 Kasımda da; Nallıhan’da “Ankara Doğa Gezginleri Kulübü Derneği” ile birlikte orman içi yollarda, patikalarda ve su geçişi olmayan kuru dere yatağından oluşan özel bir parkurda yürüdük.

Başlangıçtan bitiş noktasına kadar güzel manzaralar eşliğinde, keyifli bir rotada, güzel bir gün geçirdik. Nallıhan’da kültür gezisinde bizlere yardımcı olan Hüseyin ve Yıldız TIRIL’a rehberlikleri için teşekkür ederiz. Etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen “Ankara Doğa Gezginleri Kulübü” yöneticilerinden Ali ŞEN’e, emekleri geçen tüm arkadaşlara, katılım ve grup uyumlarından dolayı tüm arkadaşlara teşekkür ederiz.

10-11 Kasım 2018

 

Ata’dan Doğa’ya Etkinliğimizden Resimler

Tags, , , , , , , , ,

Kanyonlar Kenti Kastamonu

Kanyonlar Kenti Kastamonu’da bir günde gezilebilecek şelale ve kanyonlar. İstanbul Doğa ile Çatak, Horma ve Valla Kanyonu ile Ilıca Şelalesi..

KANYONLAR KENTİ KASTAMONU

Bir önceki gün gece yarısı düşmüştük yollara ve İstanbul Doğa ile bir günümüzü Dünya Mirası Kentte Safranbolu’da geçirmiştik (bu maceramızı okumak için tıklayınız), ardından yine yollara düşüp Kastamonu’nun Dünyaca ünlü kanyonlarını gezmek için Azdavayİlçesi Başören Köyündeki (Göktaş Mahallesi) Yanık Ali Konağına gece saat 21:00 civarında vardık.

Yanık Ali Konağı

Yanık Ali Konağı, konaktakilerin anlatışına göre bölgenin zenginlerinden olan Ali Bey’in işçileri için yaptırdığı konakmış ve kendi evinde çıkan yangında vücudunda yanıklar oluştuğu için adı Yanık Ali’ye çıkmış ve kendisi de daha sonra bu konakta yıllarca yaşamış. Tam geçmişi bilinmese de 100 yıldan fazla tarihi olduğu düşünülebilir. Tabi harap hale gelen konak restore edilerek kullanılmış, projesinde de emeği geçen İsmail Menteş şu andaki işletmecisi olarak AB destekli fonlarla Küre Dağlarında Eko Turizmin canlandırılması için çalışmaya devam ediyor.

Pazar sabahı Konakta aldığımız köy kahvaltısı sonrasında planlarımıza bir kanyon daha ekleyerek çıktık yola. İlk durağımız Kastamonu Çatak Kanyonu olacaktı.

Çatak Kanyonu

Aslında etkinlik planlamamızda bulunmamakla beraber Azdavay’a yakın bir yerde konakladığımıza göre Azdavay ilçe merkezine 7 km uzaklıktaki bu kanyonu görmemek olmazdı, zira kanyon Dünya’nın 4. büyük kanyonu olarak ün yapmış.

Kanyona ulaşmak için ilçeden 7 km araçla gittikten sonra bir tabela görünmekte, bu tabelayı hazırlayanların aklına “+” işareti koymak gelmediğinden biraz yanıltıcı gibi görünüyor, zira bu yüzden üzerine “yalan” diye yazanlar da var. Tam bu yol ayrımından sonra aracınızla 1300 metre, yaya olarak 300 metre gitmeniz gerekiyor, yani aslında ikisini toplayacaksınız, biz bu noktada aracımızdan indiğimiz için 1600 metre yürüdük, doğa yürüyüşü seviyorsanız, hafif yukarı eğimli olan bu yol son derece güzel, biz de 28 Ekim tarihinde yılın ilk karına dokunma fırsatını bulduk bu sayede. (Yürüyüş rotamız için tıklayınız)

Rakım olarak 900 rakıma çıkıyorsunuz kanyona geldiğinizde, sonra cam terastan izlemeniz gerek bütün manzarayı, zira tam 450 metre yüksekten bakıyorsunuz aşağıya, kayalar bazı yerlerde çok daha yüksek olsa da, 450 metreden izlenilen manzara muhteşem ve aynı derecede ürkütücü. Bu manzarayı ancak fotoğraflar anlatır bence…

Kanyon zemininde Devrekani Çayı akıyor ve sesi bu yüksekliklere kadar da çıkıyor.

Burada bol bol fotoğraf çektikten sonra hemen yakınımıza gelen otobüsümüze bindik ve ikinci durağımız olan Horma Kanyonu’na doğru yola çıktık.

Horma Kanyonu

Azdavay İlçesinden Pınarbaşı İlçesine doğru devam ettik ve ilçeden geçerek 5 km uzaklıktaki Horma Kanyonuna vardık, burada bir cam teras yok ancak bu kanyon içinde de ahşap yürüme yolu var, bu yol yakın zamanda yapılmış, ben sonuna kadar yürümedim ancak kanyonda akan Zara Çayı’nın sanırım 3 km kadar sonra Ilıca Şelalesi olarak döküldüğü yere kadar yapımı bitmiş durumda, keyifli manzaralar verse de bir süre sonra ahşap zemin içinde yürümek çok keyif vermiyor ve doğaya kavuşmak, ormana girmek için geri döndük.

Kanyona girdiğinizde üzerinden geçtiğiniz ilk ahşap köprünün dönüş yoluna göre  hemen solunda bir patika başlangıcı var, bu patikada ağaçlar ve kayalar işaretlenmiş durumda ve sizi muhteşem denilebilecek güzellikte patikalar, manzaralar eşliğinde Ilıca Şelalesine kadar çıkarıyor. Ancak belirtmek gerekir ki yolun ilk yarısı %20 eğimle yukarıya doğru, ikinci yarısı ise %20 eğimle aşağıya doğru, yani yol kısa ancak eğim nedeniyle doğa yürüyüşüne alışkın olmayanları zorlayabilir. (Yürüyüş rotamız için tıklayınız, Kanyon Şelale arası 8 km yürüdük, wikilocu kapatmayı unuttuğum için 12 görünüyor, otobüsümüzle gittiğimiz yolu da kaydetmiş)

İlk yarısı bittiğinde bir tepeye çıkıyorsunuz ve muhteşem bir manzara eşliğinde molanızı verebilirsiniz, zira biz öyle yaptık ve yanımızda getirdiklerimizi işte şu manzara eşliğinde yedik.

Daha sonra yer yer ağaç tünellerden yürüyerek Ilıca Şelalesine vardık.

Ilıca şelalesi

Biz orman içi yollardan Ilıca Şelalesine vardır ancak araçla gelmek isteyenler için Pınarbaşı İlçesine uzaklığı sadece 10 km, daha sonra sadece 800 metrelik bir yürüyüş yolu bulunmakta. Horma Kanyonu’nun bittiği yerde, Zara Çayı 15 metre yüksekten dökülüyor, suyun döküldüğü yerde doğal bir havuz oluşmuş, bu havuzun rengi, içindeki ve çevresindeki bitkiler nedeniyle yeşile çalmaktadır. İsterseniz tahta terasta isterseniz de zemindeki taşlarda güzel fotoğraflar çektirebilirsiniz.

Biz zaman sorunumuz nedeniyle hemen Valla Kanyonuna doğru yola çıktık.

Valla Kanyonu

Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuktan sonra Muratbaşı Köyü’ne ancak güneş batmak üzereyken vardık. Dünya’nın en derin ikinci kanyonu olan Valla Kanyonu Seyir Terası bu köyden yürüme parkuru olan ve sonundaki merdivenler hariç neredeyse hep iniş olan 1,5 km sonra. Kanyon 12 km devam ediyor ve bazı yerlerde 1100 metre derinliğe sahip, terastan ise yaklaşık 700 metreden izleyebiliyorsunuz bu ürpertici görüntüyü. Bu kanyona tehlikeleri nedeniyle kesinlikle rehbersiz girilemiyor ayrıca rehberle dahi girenlerin özel eğitimlerden geçirilmesi (işaret dili, ip inişleri, su mücadelesi eğitimleri) gerekiyor, zaten kanyonun %60’ı gölet ve bazı yerlerde girdaplar oluşmuş durumda.

Biz güneşi bu Kanyonda tamamen batırdıktan sonra tekrar Muratbaşı Köyüne gidip sıcak son demlik çayı içtik ve Yanık Ali Konağına doğru yola çıktık, yaklaşık 2 saat sürecek yolculuğumuz Ebru Avcı’nın muhteşem tondaki sesi ile söylediği şarkılar ve türkülerle devam etti.

Yanık Ali Konağına vardığımızda akşam yemeğimiz hazırdı, günün menüsü yöresel yemeklerden olan kara çorba, ekşili pilav, mantar sote, etli patates ve salatadan oluşuyordu. Özellikle kara çorba muhteşem bir tat olarak aklımda kalacak, bir sonraki kez içme fırsatı bulana kadar, içinde karamuk yani kızamık çiçeği varmış, köy tavuğu ve tereyağıyla inanılmaz bir tat çıkmıştı ortaya. Yemek tartışmasına ekşili pilavda ne olduğu damgasını vurdu ve içinde en son asma yaprağı olduğunu yapan kişiden öğrendik (Şengül Varlı ve ben tahmin etmiştik aslında).

Saat 21:30’da ise Konak bahçesinde yaktığımız ateş başında şarkılar türkülere geceyarısına kadar devam ettik. Ebru Hanımın muhteşem sesine Merve Kurt ve ben de ayak uydurmaya çalıştık, rahatsız ettiklerimiz olduysa affola…

Bu gezimizde burada ve Safranbolu sayfasında yer alan bayraklı fotoğraflarımızı çekmemizi sağlayan Bayraktarımız Tuğba Çetrefli’ye de ayrıca teşekkür ederim.

Gezimizin ikinci rehberi Anıl Köroğlu’na da bütün katkıları için teşekkür ederim. 3. Gün desteklerinden ötürü Şengül Varlı’ya da teşekkür ederim.

Gezimiz burada bitmesini planlamadığımız halde, yaşadığımız büyük ama şansımız ve kaptanımız Turan Uçar sayesinde sonuçları itibariyle küçük talihsizlik nedeniyle sona erdi. Turan Kaptana da teşekkür ederim.

Burada adını anamadığım bütün katılımcılara (isimsiz kahramanlara) tek tek teşekkür ederim ve herkese tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Başka gezilerde görüşmek üzere…

AzCok.Net