Keramet Ilıcası Yürüyüş Notları

Keramet Ilıcası Yürüyüş Notları


Keramet Ilıcası Gezi Rehberi

Buluşma ve Yolculuk

Artık bir ritüel haline gelmiş Keramet Ilıcası doğa yürüyüşü yapmak ve sonrasında açık alanda kaplıca keyfi yapmak için, hava sıcaklığı İstanbul’da bile 0 derece iken, 26 kişi düştük yollara. Biz genelde Aralık veya Ocak aylarında, sonu Keramet Ilıcasında biten bu rotayı tercih ediyoruz ama yılın her ayında bu rota izlenebilir veya sadece ılıca keyfi yapılabilir tabi ki. (Ilıcayla ilgili detaylı bilgi aşağıda)

Bakırköy-İncirli’den  başlayan yolculuğumuz, Tuzla-İçmeler’e kadar E-5 üzerinde önceden belirlenen duraklardan arkadaşlarımızı tek tek alarak Eskihisar feribotuna kadar devam etti. Yine alışkanlık haline geldiği gibi kahvaltımızı feribotta yapmak için evden hazırlıklı çıkmıştık ve burada İDO’ya alternatif olarak gelen Negmar firmasının feribotuyla karşı kıyıya yani Topçular İskelesine geçtik. Burada belirteyim ki bu feribotun oturma düzenini İDO’dan daha çok sevdim.

Feribot kahvaltısının ardından aracımızla Altınova’ya kadar geçtik, burada son bir mola ile su ihtiyacımızı da bir marketten karşıladık ve Altınova üzerinden bir tarafımız uçurum olacak şekilde ve hemen yanında akan dere kenarındaki bungalovlarda bir etkinlik yapma planıyla, İznik yolunu takip ettik, yol parkur başlangıcımıza ve İznik’e kestirme olsa da köy yolları kendi özel aracınızla girmenizi tavsiye etmeyeceğim kadar bozuk diyebilirim.

Yoldan içerilere girdikçe deniz etkisi kayboldu, 300-350 metre tırmanışın etkisiyle de hava iyice soğudu, tepelerde kar görmeye başladık ve dağ köylerinin yollarına araçla girmektense yol üzerinde Bayındır Köyü’nde durduk ve yürüyüşe buradan başlamaya karar verdik. Köyde hava 1-2 derece civarındaydı ancak yerde kar yoktu, yürüyüşe yönelik hazırlıkları yaparak, son uyarıları ve sayım işlemini tamamlayarak saat 10:40’ta yürüyüşümüze başladık. (Bayındır Köyü’nde telefon çekiyor ancak internet yoktu)

Doğa Yürüyüşü

Köy içinden dağa çıkabileceğimiz ilk yollardan tepeleri tırmanmaya başladık, yürüyüşümüzün başlangıç noktasını wikiloc programı 385 metre olarak veriyordu. Orman içi patika yolları yürümeye başladık öncelikle ve yerde hafif hafif kar belirmeye başladı. Yürüyüşümüzün başlangıcı sayılabilecek ilk 2,5 kilometrelik kısmında 300 metreye yakın tırmanış yaptık yani genel olarak %12 eğim vardı, başlangıcın bu şekilde dik olması biraz zorlasa da, vücudumuzun ısınmasını sağladı. (2 arkadaşımız buradan köye geri döndüler, zaten yolda dönülebilecek son nokta da buralardı.)

Artık yerde 5-10 cm kar vardı ve yürüyüşümüz bir kar yürüyüşüne dönüştü, birkaç defa orman içlerine girdik, bu mevsim açısından sorun olmasa da bahar aylarında ormanın dikenlerle bu kadar dahi girişe izin vermeyeceğini bilmek gerekli. Ayrıca bütün doğa yürüyüşlerinde karşılaşabileceğiniz gibi burada da yürüyüşümüzün 4 km civarında sol tarafımızda bulunan çiftlik nedeniyle köpeklerle karşılaştık, arkanızı dönüp kaçmayın sürü varsa sürüye doğru yürümeyin, köpekler size saldırmayacaktır. (doğa yürüyüşlerinde dikkat edilmesi gerekenlere dair yazım için buraya tıklayın)

Yükseklik 800 metreye yaklaştığında artık yürüyüşümüz “beyaz duvara karşı” bir yürüyüşe dönüştü, zira sis, hafif kar, rüzgar 5-10 metreden sonra önümüzü görmemizi tamamen engelliyordu, yerde kar 30 cm’yi geçmişti, önde yürüyenler olarak her bir adım bizi zorlamaya başladı da diyebiliriz, yine de azmederek yürümeye devam ettik, zira bu tepelerin biteceğini ve yolun sonunda bizi sıcak suyun beklediğini biliyorduk.

Saat 1 gibi tam zirvede çoban ve avcıların yaptığı naylon brandalı korunma alanlarında öğle yemeği molası verdik, bu noktaya kadar neredeyse tamamen çıkıştan oluşan rotamız artık düzleşmeye başladı, daha sonra da iniş şeklinde değişti. 385 metreden başladığımız yürüyüş 811 metrede zirveye ulaştı, zirvede hedeflediğimiz manzarayı göremesek de günün ilk hedefine ulaşmanın mutluluğuna, rüzgar ve soğuktan buz ağaca dönüşmüş ağaçların sunduğu görsellik mutluluk kattı.

Yolu kısaltmak adına orman yolundan, arazöz yoluyla hızlı iniş yaptık, burada yerdeki taşlara dikkat etmek gerekli, kayıp düşmemek gerekli, yerdeki bitkiler kaymayı engellese de eğer yürüyüş yapacaksanız burada yolda çıkan birkaç fidanı da kırmamaya dikkat edin siz de lütfen.

Artık kar kalmadı, 8 km kadar kar yürüyüşü sona erdi ve düşündüğümüz kadar olmasa da çamurlu yollardan Keramet Ilıcasına doğru yürümeye devam ettik, zeytin tarlalarına geldiğimizde yol kenarındaki dağ çileği, muşmula, ayva toplayarak kısa da olsa zeytin tarlalarının içinden devam ederek 50 rakımda bulunan Keramet Ilıcasına saat 15:40’da ulaştık.

Aralarda yaptığımız küçük iniş çıkışları da eklersek 507 metre tırmanış, 807 metre iniş ve 13,6 km uzunluktaki rotamız 5 saat sürdü. (3 saat 50 dakika aktif yürüyüş, 1 saat 10 dakika dinlenme molalarından oluşuyor)

Yürüyüş rotamıza wikiloc linkinden ulaşabilirsiniz. (wikiloc rotamızda aracımızla gittiğimiz 700 metre de var, biraz geç kapatmışım)

Keramet Ilıcası

Öncelikle belirtelim ki aslında kaplıca ile ılıca birbirinden küçük bir farkla ayılan kelimelerdir, kaplıca “kaplı ılıca”nın dönüşmesi ile oluşmuş bir kelime, yani aslında ılıcanın üstünü kapatırsanız kaplıcaya dönüşüyor, burası bir Keramet ise bir ılıca. Keramet Kaplıcası da yaygın bir kullanım…

Keramet Ilıcası, 30 derece sıcaklığa, 1-2 metre derinliğe ve yaklaşık 800 m² alana sahip bir havuz. (birçok yerde 34-35 derece yazıyor ancak kaynak sıcaklığı o kadar olabilir, ya da hava bize soğuk hisettiriyor) Keramet Ilıcası Yalova’ya 35, Bursa’ya 60, Bursa Orhangazi’ye ise 18 kilometre uzaklıkta bulunuyor. (Konuma buradan ulaşabilirsiniz)

Kendi aracınızla İstanbul, Bursa, Yalova tarafından geliyorsanız Orhangazi İlçesine ulaştıktan sonra İznik yönüne sapıyorsunuz. 15 km kadar sonra karşınıza çıkan Keramet Mahallesi girişini geçtikten 1 km sonra Ilıca tabelasını görebilirsiniz. Ankara yönünden geliyorsanız, önce İznik İlçesine ulaştıktan sonra İznik Gölü yanından Orhangazi İlçesine doğru giderken 24 km kadar sonra kaplıca tabelalarını görebilirsiniz.

Keramet Ilıcasının otoparkı ücretsiz, girişi ise 2019 yılı Ocak ayı itibariyle 5,00 TL. Ilıca tesisi içerisinde kafeterya, (pek temiz olmasa da) tuvalet ve soyunma bölümleri, wc, kamp yeri, mescit bulunuyor. Market ise 1 km kadar uzaklıktaki Keramet Köyü’nde.

Keramet Ilıcası’na ben 3. kez gidiyorum, soğuk havanın etkisiyle kimse yoktu tabi ve bunun da etkisiyle suyun son derece temiz olduğunu söyleyebilirim, hafif koku var yine ancak sudaki küürtten kaynaklı olduğu söyleniyor, yaz aylarında ise kalabalıktan dolayı aynı temizliğin olmadığına dair bolca şikayet yazıyor çeşitli sayfalarda.

24 kişilik yürüyüş grubumuzdan 10-12 kişi Ilıcaya girmeyi seçti, özellikle kaynak tarafı daha sıcaktı, biz de tesis görevlisinin fincanda getirdiği çaylarımızı havuz içerisinde içerek havuzda yarım saate yakın güzel zaman geçirdik, ancak bu sürede hep çıkınca karşılaşacağımız soğuğu da aklımızdan çıkaramadık, zira havuz üzerindeki buhar göze güzel görünse de, kaçınılmaz son  olarak aklımıza hep dışarının soğukluğunu getirdi.

Ne yazık ki, soyunma bölümleri havuza 10 metre mesafede ve buz gibi havada, sıcak sudan çıkan ve anında titremeye başlayan bedenlerle buraya doğru koştuk ve titreye titreye giyindik, aracın içerisine girdiğimizde güzel yürüyüş ve ardından ılıca keyfi aklımızda güzel bir gün olarak hatıralar bıraktı.

Dönüş

Saatimiz artık 17:00’yi gösteriyordu, bizim de günümüz akşam yemeğimiz hariç bitti diyebilirdik, araçta yaptığımız oylamada oy birliği ile yemek için Köfteci Yusuf’a gitmeye karar verdik, en yakın olanı Orhangazi’de olduğu için buraya doğru 20 dk yolculuktan sonra ulaştığımız Türk işi fastfood sayılabilecek köftelerimizi yedik. Açıkçası ben bu kadar kalabalığa ve seri üretime bağlamalarına rağmen hızlı servisini ve tadını beğeniyorum bütün Köfteci Yusuf’ların.

18:30 gibi dönüş yoluna geçtik ve Yalova üzerinden Topçular (aslında Tavşanlı) yine Negmar ile sıra beklemeden Eskihisar’a geçtik, Feribotta başka etkinlikler üzerine yaptığımız sohbetler ile zaman da hızlıca geçti, 20:00 itibariyle İstanbul’a giriş yaptık ve katılımcılarımızı tek tek yine E-5 üzerindeki duraklarda, bu güzel günü başarıyla tamamlayan her katılımcıyı da alkışlayarak bıraktık.

Ben Bakırköy’e vardığımda saat 21:30’du, İstanbul’da da trafik olmaması güzel bir günün güzel bir sürprizi oldu benim için, artık dinlenme zamanıydı.

Başka etkinliklerde görüşmek dileğiyle, sayfamızı takip edin. Diğer gezilerimizin hikayelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz…