Tag Archive doğa yürüyüşü

Dünya Mirası Kentimiz : Safranbolu

İstanbul Doğa Safranbolu Gezisi notları ile Safranbolu Rehberi

DÜNYA MİRASI KENT - SAFRANBOLU

SAFRAN MEMLEKETİ SAFRANBOLU

Taş işçiliği ve ahşap üst katlarıyla Ülkemizin en şirin ve samimi yapılarına ev sahipliği yapan birilçesine yolculuk yapmak İstanbul’dan yollara düştük İstanbul Doğa ile…

Her mevsim güzel olsa da özellikle çevre bölgelerdeki orman ve kanyon gezilerinin de yapılabildiği sonbaharda çok daha ilgi çekici bir hale geliyor Safranbolu.

Hakkında kısaca da olsa bilgi ermek gerekirse Anadolu’nun kuzey batı kesiminde, Antik Devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçmektedir. Bölgede küçük ve kısa dönemleri bir yana bırakırsak eğer sırası ile Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Selçuklular, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır. Bu dönemde yöreden yetişen Kazasker Cinci Hoca, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya Salih Paşa, ünlü Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa da bir dönem Safranbolu’da ikamete tabi tutulmuştur. Özellikle Cinci Han‘ın yapılması ile İpek Ticaret Yolu’nun Safranbolu’dan geçmesi yörenin ticaret, üretim, geleneksel el sanatları bakımından ekonomisini geliştirmiştir.

Kültür Bakanlığı tarafından 1976 yılında ‘Kentsel Sit’ olarak koruma altına alınan Safranbolu; 1994 yılında UNESCO tarafından istisnai ve evrensel kültürel varlıkları bakımından DÜNYA MİRAS LİSTESİNE alınmıştır. Koruma altına alındaki eser sayısı yaklaşık 1500′ dür.

İstanbul’a 400, Ankara’ya 220 km mesafede olmasına rağmen bu iki şehir başta olmak üzere bütün çevre illerden gezginler ve özellikle yerli turistler Safranbolu’da inanılmaz bir yoğunluk yaşanmasına neden oluyor. Hele bir de 29 Ekim tatili Pazartesi gününe gelince, üstüne bir de pastırma yazı sıcakları bu tarihlere denk gelince inanılmaz bir kalabalık olacağını tahmin ettiğimiz halde 26 Ekim 2018 tarihinde Cumayı Cumartesiye bağlayan gece yola çıktık yine de…

Yolculuk

00:00’da İncirli de başlayan yolculuğumuz, Kartal’a kadar 23 kişiye ulaştıktan sonra uzun bir dinlenme molasını da içerecek şekilde sabah 8’e kadar devam etti. Bu arada sabah kahvaltı saati olarak belirlenen saate uymak için zaman zaman yavaş gittiğimiz de unutmamak gerekiyor, tabi ki kendi aracınızla gidiyorsanız çok daha iyi planlama yapabilirsiniz ancak gece yarısından sonra katılımcıları e-5 üzerinde bekletmemek için yavaş gitmeyi göz önüne alarak yola çıkmıştık.

Karabük’e vardığımızda saat 07:00’ı gösteriyordu, bu saatte şehrin üzerine düşen sis perdesi Kardemir’in su buharı ve dumanları ile birbirine karışmıştı, havanın kirliliğini ve sisi birbirine karıştırdığımızdan tam anlayamasak da uzaktan çekilen bu fotoğraf anlatmak istediğimiz hakkında bir fikir verecektir.

Sabah 08:00’de vardık Safranbolu’ya, Yeni Safranbolu bölgesinde kahvaltı yapacağımız yere, aşağıda anlatacağımız üzerine aslında artık birbirine benzese de iki Safranbolu bulunmakta. Yeni Safranbolu’nun en büyük ve ana caddesi olan Sadri Artunç Caddesi üzerinde Beyaz Köşkkahvaltı için plan yaptığımız yerdi, buraya vardığımızda henüz yeni açılmış olmasına rağmen özellikle Pınar Hanım kahvaltının hemen hazırlanması için büyük bir çaba sarfetti, aldığımız serpme kahvaltıda peynir ve özellikle de domatesin tazeliği ve doğallığı bizde bir memnuniyet yarattı, ancak daha da güzeli şöminede kendi ateşimizi yaktıktan sonra gecenin yorgunluğunu kahvaltıyı beklerken ve kahvaltı sonrasında ateşi izlerken atmak oldu. (Beyaz Kök instagram hesabı için TIKLAYINIZ)

İstanbul Doğa ile yaptığımız gezilerde şehir kalabalığından kaçıp, doğaya sığınmak bizim asıl önceliğimiz olduğundan biz önceliğimizi Safranbolu ilçesine gelindiğinde gezilecek ilk bölge olan Tokatlı Kanyonunda geçirmeye karar verdik. Tabi burada grup kararından çok rehber olarak benim kararım olsa da, Kanyon öncesine de biraz olsun doğa ve orman yürüyüşü eklemek istedim. Bu nedenle aracımız Safranbolu Bartın yolu üzerinde 5-6 km de bulunan polis noktası girişinde bir daire oluşturup sayımızı belirlemek için durduk ve sayımda grubumuzun en küçük üyesi olan Ayşe Ece dahil 24 kişi olduğumuzu tespit ettik ancak tam doğa yürüyüşüne dair kurallardan bahsederken polis noktasından bir polisin meraklı şekilde yaklaşması ve doğa yürüyüşünü ilk kez duyuyormuş gibi konuşmaları hepimizde küçük gülümsemelere yol açtı.

Doğa Yürüyüşü

Yürüyüşe başladığımız noktayı ve yürüyüş güzergahımızı tam olarak görmek için Safranbolu rotası linkine tıklayabilirsiniz. bu arada rota hakkındaki bilgileri de okumayı ihmal etmeyin…

Daha ormana girer girmez değişik türde mantarlar görmeye başladık, itiraf edeyim bir bitki ve mantar uzmanı değilim ancak yan yana duran iki mantarın da birbirinden bu kadar farklı görünüşte olduğunu ve bazılarını daha önce hiç görmemiştim.

Birkaç gün önce yağan yağmur ve muhtemelen mevsim etkisiyle hava güneşli olmasına rağmen her sabah düşen çiğ veya kırağı etkisiyle yerler çamurdu, önce biraz tırmanış ardından genel olarak iniş olan orman içi patika yolları bizi Tokatlı Kanyonunun doğu yakasına çıkardı, burada muhteşem görselliği ve olanca heybetiyle İncekaya Su Kemerini izledik ve fotoğraflama şansını bulduk.

İncekaya Su Kemeri

İncekaya Su Kemeri 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli bir yapı. Girişi 220 cm genişliğinde olsa da orta kısımları 110 cm genişlikteki kemerin altından Tokatlı deresi akıyor. Bu kemer Safranbolu’na çokça katkısı bulunan Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından, Safranbolu’ya su getirmek için yaptırılmış. Kemerin batı tarafı yaya geçişine kapalı ve ayrıca üstüne çıkmak tehlikeli ve yasak olduğunu da belirtmek gerekli, bence siz de sadece birkaç adım üzerinde fotoğraf çektik yani önce güvenlik ilkesini ihlal etmedik.

Bu arada belirtmek gerekir ki şehir ve genel olarak bütün yürüyüş turları ile turist grupları Kanyonun batı tarafında olduğundan en güzel manzaraya biz ulaştık aslında. Ben de kanyonun bu tarafına ilk kez geçiyordum ve şimdi asıl hedefimize ulaşmak için kanyonun diğer tarafına geçmek gerekiyordu, bu yüzden kanyonun üst(kuzey) kısmına doğru yürümeye başladım, tabi elimde eşyükselti eğrileri olduğundan kanyon derinliğinin nerelerde azaldığını, nerede karşıya geçebileceğimizi biliyorum ve ona göre hareket ediyordum.

Yaklaşık 1,5 km kuzeye yürüdükten sonra kanyon yüksekliği azaldı ve dere son derece cılız hale geldi, biz de grup olarak karşıya geçebilecek bir açıklık bulabildik, 500 metre ilerde ise kanyonun nerdeyse kaybolduğunu belirtmek gerekli.

Karşıya geçtiğimizde doğa sporları için inşa edilen çadırları ve onlara bekçilik eden ilgiye ve sevgiye muhtaç köpekleri görsek de tamamen kapalı tel örgü olduğundan fazla yaklaşamadık. Şimdi tekrar geldiğimiz yönün aksine güneye doğru gitmemiz gerekiyordu, zira kanyon için önemli olan yürüyüş parkuru ve kristal teras güneyimizde kalmıştı. Tam bu sırada sanırım grupta Karadenizli olmadığından (varsa da kendini sakladığından) karadenizlilerin ters insan olma özelliğine uygun olarak ters konak gördük, lambalar, giriş kağısı, çiçek saksıları hatta bisiklet tavanda asılı şekilde aşağı sarkarken, binanın çatısı yerde temeli de havadaydı. Burada bir su molasının ardından yürüyüşümüze devam ettik.

Kristal Teras

Gördüğümüz ikinci ve daha başarılı bir mimariye sahip olan ters konak sonrası ilk durağımız kanyonun karşısından gördüğümüz cam/kristal teras oldu. Kristal teras camdan yapılmış Kanyonu 80 metreden gören ve üzerinde 70 tonu taşıyabilen bir platform olarak tepeden görmenizi sağlıyor ancak, ayakkabılara aloş giyilmeden girilmesinden dolayı camları inanılmaz derecede çizilmiş ve aşağıyı camdan değil de terasın korkuluklarından görebiliyorsunuz. Kristal Terasa giriş ücretli olup 3 TL’dir.

Kanyona tepelerden bakmak yetmedi bir de içini görmek istedik zira kanyon içi çok güzel bir yürüyüş parkuru var. Biz burada yürümek istemeyen 8 arkadaşımızla  kanyon yürüyüşü sonrası görüşmek üzere yollarımızı ayırdık.

Tokatlı Kanyonu 

Kanyon girişi ücretli, bu yazının yazıldığı 2018 yılı için 3 TL ücreti vardı ama kesinlikle değer. Merdivenlerden iniliyor kanyona ve tahta merdivenli bir yürüyüş yoluyla devam ediyor, burada iki adet kafe var, yanınızdan akan Tokatlı Deresinin sesleri arasında çayınızı içtikten sonra yürüyüşün tahta merdivenli yol bitiyor, bundan sonra ağaçların içinden devam eden bir patikadan devam ettik. Bu patika da merdivenlerle birlikte değerlendirildiğinde uzunluk, zorluk açısından kolay parkur niteliğinde,ancak heri dönmek haricinde kanyondan çıkabileceğiniz ilk nokta girişten yaklaşık 3,5-4 km aşağıda. Belirtmek gerekir ki bu parkur gerçekten güzel ve yürümeyenler için kayıp niteliğinde… Bir tarafınızdan Tokatlı Deresi akarken bazen ağaç tünellerinden bazen Şelale manzarası eşliğinde bazense kurumuş yaprakların üzerinden yürümek gerekiyor.

Bu yolu bitirip otobüsümüze ve ayrıldığımız arkadaşlarımıza kavuşabileceğimiz bir araç yoluna çıktık. Burası aslında artık eski Safranbolu‘ya yürüyerek gidebileceğiniz uzaklıkta ancak tarihi evleri de gezecek enerji bırakmanız gerekiyor.

ESKİ SAFRANBOLU

Safranbolu’nun nüfusu 65 bin civarında ancak bu nüfusun büyük kısmı yeni Safranbolu bölgesinde yaşıyor, buna rağmen bu tür tatil günlerinde  muhtemelen bu nüfus 200 bin civarında oluyordur, zira gerçekten insanlara çarpa çarpa yürüyorsunuz her yerde.

Hıdırlık Tepesi

Biz de Safranbolu’ya girdiğimizde yine enerjimizi düşünerek otobüsümüz ile Hıdırlık Tepesine kadar çıktık. Bu tepe en güzel Safranbolu Manzarasını vermesi nedeniyle gelenlerin ilk uğrak yeri olmuş durumda ancak giriş ücretli (1,5 TL), yine de kalabalık burada da devam ediyor. Hıdırlık Tepesi, Türklerin Safranbolu’ya geldikleri zaman ilk yerleştikleri tepe olduğu rivayet ediliyor. Açık namazgah var tepede, ayrıca Orhan Gazi döneminde yaşamış olan kumandanlardan Hıdır Bey’in türbesi Hıdırlık Tepesinde bulunmakta, yine Rumeli’de Köstendil Kaymakamı iken 1843 yılında Safranbolu’ya sürgün edilen Hasan Paşa ile Şeh-ületıbba Dr. Ali Yaverataman’a ait (1868-1955) türbeler de bulunuyor. Türklerin  eskiden yağmur duası ile hıdırellez kutlamaları burada yapılırmış.

Şehir seyirimiz ve fotoğraf çekimlerimizin ardından herkesin vadiye ana caddeden indiğini düşünerek hemen ara sokaklara girdik, belirtmek gerekir ki ara sokaklardan bazıları çok dik ve kaygan ve düzensiz taşlarla döşenmiş durumda, belli belirsiz bir merdiven izlenimi bırakıyor ancak biraz dikkatli inmek gerekiyor. (Burada izlediğimiz rotaya wikiloc linkinden ulaşabilirsiniz.)

Kaymakamlar Gezi Evi

Kaymakamlar Evi 18 ve 19. yüzyıl Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi yansıtan bir ev olarak 1981 yılında açılmış bir müze. Müze olunca burada da bir ücret var tabi ki, üst katlara çıkmak ücretli, ancak alt kattaki birkaç eşyayı görmek mümkün. Köy hayatından kesitler görebilirsiniz veya bahçesinde çay içebilirsiniz. Biz zamanı biraz daha kullanabilmek için bu kez grup olarak gezemeden rotamıza devam ettik ve hemen eski çarşının ortasında bulunan Cinci Han’a geçtik.

Cinci Han ve Hamamı

Cinci Han aslında bir otele dönüşmüş durumda,  eskiden 1645’te Kazasker Hüseyin Efendi tarafından yaptırılan bir kervansaray olarak yapılmış, bugün için harap haldeyken restore edilmiş ve yine giriş ücretli. (1,5 TL), burada artık Safranbolu için adım atmak ücrete dönüşecek durumda neredeyse diye düşünmeye başladık, size tavsiyem binaların dahi fotoğrafını çekerken dikkatli olmanız. Sanırım Safranbolu Cinci Hanı yapan Cinci Hoca adıyla anılan üfürükçü Kazasker etkisinde çok kalmış, çünkü aldığı rüşvetlerle çok zenginleşen bu hoca bir zaman devlete dahi borç verecek kadar zenginleşmiş. (Hikayesi için tıklayınız.)

Safran

Safran soğanlı, çiğdeme benzer, eflatun-mor çiçekleri olan bir bitkidir, Türkiye, İran, Hindistan, Mısır bölgesinde yetişir, batı dillerindeki yaygın adı krokus (crocus)’dur. En pahalı baharat olarak kabul edilri. Pilava çok yakışır ve ona da hafif sarı renk verir ancak çok dikkatlı kullanılmalıdır, zira vücut 1 miligramı bile sindiremez. Kleopatra’ nın karşı konulmaz çekiciliğinin önemli etkenlerinden parfümünün hammaddesi olduğu rivayet edilir, yine üfürükçüler tarafından cin çıkartmak için de kullanılır (işte Cinci Hoca bağlantısı).

Güneş Saati

Cinci Han’ın hemen karşısında bulunan İmren Lokumlarında safranlı lokumun da tadına baktık, lokum alınailecek iki yerden birisi olarak burayı ve Safrantat’ı önerebilirim. Ardından Arasta’dan ve İzzet Mehmet Paşa Camisi yanından geçerek  1661 tarihli Köprülü Mehmet Paşa Camisi avlusunda bulunan Güneş Saatini gördük. Kesme taştan yapılmış yüksekçe bir kaide üzerinde mermer bir levhaya işlenmiş olan saat 07:00 ile 17:00 arasında çok az yanılma ile saati gösterirmiş ancak şuanda çevredeki binalar ve ağaçlar güneş ışığı gelmesini engelliyor, aradan geçen yüzyıllara rağmen mermer üzerindeki çizgiler ve rakamlar hala net olarak görülmekte.

Kent Müzesi ve Saat Kulesi

Bu gezilerin ardından tekrar yokuş çıkarak Kent Müzesine vardık, bahçesinde seyirlere daldık ancak saat itibariyle müzeyi gezemedik, bina Osmanlı döneminden kalma bir yapı, eskiden hükümet konağı/kaymakamlık olarak kullanılırmış, 2000-2006 arasında  restorasyon görmüş. Buraya da giriş ücretlidir. Hemen arkasında ise saat kulesini gördük. Saat 1797 yılında yine Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır ve bugün hala çalışır durumdadır.

Eveeet yazıdan da anlaşılacağı üzere akşam oldu artık, dolu dolu bir günün ardından akşam yemeği için serbest zaman dilimin geçtik. Ben tekrar çarşıya inerek, kavurmalı safranlı pilav tercih ettim, yine rum mantısı, bükme de tercih edilebilir, kuyu kebabı bulmak ise biraz zor. İçecek tercihim ise Safranbolu gazozu olan Bağlar oldu.

Yemek sonrası gezimizin ikinci günü için hazırlıklara ve Kastamonu’na doğru yola çıktık. Günün yorgunluğunu otobüste dinlenerek ve gideceğimiz Yanık Ali Konağında atacaktık.

AzCok.Net

Tags, , , , , , , , , , , ,

CNR SPORTSWEEK 2018’e katıldık.

CNR SPORTSWEEK 2018’e katıldık.

Daha birinci yılımızı doldurmadan ikinci uluslar arası spor fuarına katıldık. CNR’ fuar merkezinde düzenlenen CNR SPORTSWEEK 2018 fuarında salon 1’de 40 m2. standımızda sporseverlere kulübümüzü tanıttık.

Bir çok salon sporunun tanıtıldığı fuarda standımıza sporcular büyük ilgi gösterdi. Ziyaretçilere kulübümüz etkinlikleri ve spor branşları hakkında bilgi verildi.

İstanbul doğa toplumda doğa ve çevre hakkında farkındalık yaratmak ve doğa sporlarını insanlara tanıtmak amacı ile bu tür etkinliklere sizlerin destekleri ile katılmaya devam edecektir.

 

Tags, , , , , , , , , , , ,

Dünya Çöp Toplama Günü

15 Eylül Dünya Çöp Toplama Günü’nde, yaşasın doğa diyen bizler  ‘Çöpünü Yanında Götür, Atmasan da toplasan’ sloganıyla  doğaya çıktık.  Bu anlamlı günde doğa yürüyüşlerimizde her zaman yaptığımızda biraz daha fazlasını yaptık; daha fazla çöp topladık.

Bizler umutluyuz gelecek nesillere Doğa ve Çevre farkındalığını kazandıracağız.

Evet bu uzun ve zor bir yol biliyoruz ama sizlerin de desteği ile başaracağız.

“Hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla ve asla yorulmazlar. ”

Atatürk.

Dünya Çöp Toplama Günü

Tags, , , , , , , , , , , ,

Büyükada

Yaz geldi İstanbul’a ve yazlıklarına ya da uzak yerlere tatile gidemeyen herkesin hafta sonu günübirlik de olsa denize girme imkânını yakaladıkları Adalara kaçma zamanları geldi.

Adaları İstanbul’da olup da İstanbul olmayan bir yer diye tanımlayabiliriz. Bu yazımızın konusu Büyükada olacak ancak en azından diğer adaların isimlerini analım yazımıza başlamadan önce.

İstanbul’un adalarının sadece Kınalıada, Burgazadası, Heybeliada ve Büyükada olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, zira bunlar sadece yerleşim olanları. Aslında bunlara ek olarak adları Sedefadası, Kaşıkadası, Tavşanadası, Yassıada ve Sivriada olan 5 adet daha ada bulunmaktadır. Zamanla bu adaları da siteye ekleyeceğim ancak bugünkü yazımızın konusu Büyükada yani Prinkipo.

Büyükada’ya nasıl gidilir?

Büyükada’ya Anadolu yakasından ulaşım daha kolay ve hızlı olmakla birlikte yaz döneminde Avcılar ve Bakırköy’den de ulaşım mümkündür ancak ulaşmak Avcılar’dan 2 saat, Bakırköy’den 1,5 saat sürmektedir.

Eminönü şehir hatları, Kadıköy’e de uğrayarak 1 saat 20 dk civarında süre bir yolculukla ve diğer adalara da uğrayarak 1,5 saat süren yolculukla Büyükada’ya varmaktadır. Yine Beşiktaş’tan kalkan seferler de bulunmaktadır.

Bostancı ve Kartal’dan ulaşım ise daha sık ve daha hızlı olup 30 dakikada Büyükada’da olabilirsiniz.

Ulaşımı sağlayan Şehir Hatları, İdo, Dentur, Turyol, Mavi Marmara, Prenstur gibi birçok firma vardır bu nedenle tek bir yerden bütün hatlara ulaşmak mümkün değildir, üstelik bir de yaz ve kış tarifeleri farklıdır ve bazen sitelerdeki güncelleme nedeniyle bu linkleri buraya aldığımızda bu linklerin de birkaç ay sonra güncelliğini yitirmesi söz konusudur, gideceğiniz zaman, bineceğiniz iskeleye göre aratmak daha pratik olacaktır.

Büyükada’da nereler gezilir?

Büyükada İstanbul’un en büyük adası, bu yüzden yürüyerek adayı gezmek biraz zorlayacaktır ancak adada tarihi yerlere ve gezilecek yerlere çok takılmadan tam tur yapmak imkansız da değildir. Aslında adada tam tur ve kısa tur olarak turlar adlandırılan turlar var ancak bir de şehir turu diyebileceğimiz tur da yapılabilir.

Bu turlar genel olarak fayton turu şeklinde düşünülse de lütfen içinizde azıcık hayvan sevgisi, doğa sevgisi varsa bu faytonlara binmeyi aklınızdan bile geçirmeyiniz. Buraya keyifli bir yazı okumaya geldiniz belki fotoğraflar koyup bu keyfinizi baltalamak istemiyorum ancak buraya not almakta fayda görüyorum. “Faytona Binme Atlar Ölüyor” (Bu ayrı bir yazının konusu olacak)

Büyükada’da iskeleden indiniz, sizi küçük bir meydan karşılayacak, buradan yukarıya yani tam karşıya doğru çıktığınızda ise saat kulesini göreceksiniz, asıl meydan burası ve yine küçük. Adaya gelince ilk işiniz burada bir fotoğraf çekmek olacaktır, her ne kadar bu saat orijinal olan eski saat kulesi olmasa da yine de simge halini korumakta. (eski fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?time_continue=62&v=qAxJEzWi8ys

Saat kulesine vardığınızda solunuza bakan yol adanın iki mahallesinden biri olan Maden Mahallesine gider. Sahile paralel balıkçı restoranlarını görebilirsiniz, yine saat kulesinin sol yanında 300 yıllık Panayia (Meryem Ana) Rum Kilisesi de birkaç adım mesafede bulunmakta.

Ben önce sağ tarafa yürümeyi tercih ediyorum, ancak burada Lale Hatun sokağından (Emniyet Müdürlüğü yanındaki) iç tarafa geçerek, adanın denizi yukarıdan gören ve güzel bir İstanbul manzarası sunan kafelerinde oturarak zaman kaybetmekten kurtuluyorum.

Burada her sokakta karşınıza güzel bir köşk, konak çıkabileceğini unutmayın, mesela bu Lale Hatun Sokağının sahil yanındaki kırmızı panjurlu beyaz renkte bir köşk var burası Splendid Palace Oteli, mimarisindeki doğu-batı sentezi olduğunu bu ilerden çok anlamasanız da farkedeceksiniz.

Tekrar Lale Hatun sokağına dönersek bu yolla birlikte Adalarda eksik olmayan yokuşlara da başlamış oluyoruz. Güzel dar ve rengarenk çiçekli ağaçların arasından yürüdükten hemen birkaç yüz metre sonra yine küçük bir meydana çıkıyoruz. Burada yine binmediğimiz ancak görselliğine ve estetiğine hayran olduğumuz atların beyaz köşklerin, villaların, evlerin önünden geçerken fotoğraflayabileceğimiz küçük bir meydana çıkıyoruz.

Artık villaların kamu binaları veya otel olarak kullanıldığı Çankaya Caddesinden devam ediyoruz, çünkü bu yol bizi birkaç küçük sürprize çıkaracak, ancak bu yolda kendi canınıza da dikkat etmeniz gerekiyor zira faytonların da kullandığı bu yol bir yarış pisti gibi kullanılıyor.

Biraz ilerledikten sonra sol tarafınızda çam ağaçları arasında zorla seçilen muhteşem bir konak bulunmakta. Bu muhteşem konak  yaklaşık olarak 100 yıllık,  konağın içini görmek hatta hala kapısı açıksa korsan yoldan kulesine çıkmak istiyorsanız hafta içi mesai saatlerinde gitmek zorundasınız zira burası bir kamu binası olarak kullanılıyor. Bir dönem hükümet konağı olarak kullanılan bina şu anda da yine vergi dairesi ve çeşitli yerel hizmetler için kullanılmaya devam ediyor.

Hemen çaprazında ise Mizzi Köşkü bulunmakta, hemen isimden ve mimariden bir İtalyan eseri olduğu akla geliyor ama bu köşk İngiliz George Mizzi tarafından yaptırılmış, bir Ortaçağ şatosunu andırıyor, kulesi hala ayakta ama rasathane olarak kullanılan bölümü yıkılmış durumda. Bu arada artık bir apart otel şeklinde kullanılmakta ve yazının yazıldığı bugünlerde (Haziran 2018) restorasyon görmekte.

Yürümeye devam ettiğinizde Büyükada’nın size çıkaracağı bir sürprize daha rastlıyorsunuz. Hamalcı Sokaktan aşağıya 50 metre yürüdüğünüzde sağ kolunuz üzerinde yıkık dökük bir bina göreceksiniz, işte artık çatısı bile olmayan bu bina da tarihi bir öneme sahip hatta belki de birkaç yıl içerisinde Büyükada’nın en çok ziyaret edilen hatta uluslararası üne sahip bir yeri haline gelecektir. Zira burası Troçki’nin evi. Kısaca bilgi vermek gerekirse Ekim Devrimini yöneten 3 kişiden biri olan Lev Davidoviç 1917-1924 arası Kzılordu komutanlığı yapar, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’le girdiği iktidar mücadelesini kaybeder ve ilk olarak 1929 da İstanbul’a sürgüne yollanır, 4,5 yıl burada kalır, sonra Meksika’ya sürgün edilir ve burada da ölür. Meksika’daki evi ziyaretçi akınına uğramaktaymış, buradaki evi ise terkedilmiş durumda.

Troçki’nin İstanbul’da ne işi olduğu ile ilgili daha detaylı yazıyı http://t24.com.tr/yazarlar/cengiz-ozdemir/trockinin-buyukadada-ne-isi-vardi,6505 linkinden okuyabilirsiniz. 

Tekrar ana caddeye çıkıp, yürümeye devam ettiğinizde ise karşınıza Dilburnu Tabiat Parkı çıkmakta, Dilburnu Tabiat parkının hemen bitiminde Yörük Ali Plajı var benzer şekilde adanın tam diğer tarafında bulunan Naki bey Plajı da adanın denize girilebilen güzel plajlarındandır. Buradan sonra yolumuz yine yokuşlara doğru yani tepeye doğru kıvrılmakta, zira Aya Yorgi Kilisesini ve Manastırını görmek gerekli. Yokuşu çıkarken hemen sağımızda Aşıklar Tepesi ve Aşıklar Çay Bahçesi var, ama aşkınıza sarılırken dikkat edin siz yine de…

Yokuşu bitirdiğinizde Adanın ortasında yer alan ve tüm yolların birleştiği alan gibi görünen bir düzlüğe çıkıyorsunuz, burada google haritalarda Lunapark yazılı olduğunu göreceksiniz. Meydanda yer alan kafe restoranda dinlenmeyi kesinlikle tavsiye ederim, çünkü kiliseye çıkacaksanız sağlam bir tırmanış sizi bekliyor. (Faytonla gelseydiniz buraya kadar, bu okuduklarınızın hiçbirisini görmeyecektiniz)

Aya Yorgi Kilisesi yani dileklerin gerçekleştiği kilise Adanın en yüksek tepesinde Yücetepe’ye  1905 yılında yapılmış bir kilise, tepenin yüksekliği 230 metre civarında. Bu yokuşu çıkarken konuşulmaması gerektiği gibi bir inanç var zaten konuşmamak da bütün tırmanışlarda olduğu gibi burada da lehinize.

Tepeye vardıktan sonra önce kendinizi kır gazinosuna (lokanta) atıp dinlendikten sonra gezmeye de karar verebilirsiniz.

Ortodokslar için hacı olmanın yolu Büyükada Aya Yorgi Manastırı’ndan geçiyor. Hacı olmak isteyenlerin önce manastırı ardından da Efes Meryem Ana Kilisesi’ni ziyaret etmesi gerekiyor. Yılda iki defa Aya Yorgi Kilisesi’nde Yortu düzenleniyor. Paskalya Yortusu adı verilen bu yortular 23 Nisan ve 24 Eylül’de yapılmakta ve doğaldır ki bu tarihlerde Kilise büyük bir ziyaretçi akınına uğramakta. Sonrasında ve ne zaman Adaya gitseniz göreceğiniz ağaçlara dolanmış ipler işte hep bugünlerden kalmakta, zira artık Müslümanlar bile bugünlerde meydandan başlayıp makaradaki ipleri yukarıya kadar koparmadan çıkmanın peşindeler.

Bugünkü Kilise ziyaretini de yaptığımıza göre tekrar aşağıya inip, Büyükada için yine çok önemli bir yapıya doğru yürümeye devam edebiliriz. Tekrar meydana vardıktan sonra tam karşıdaki yoldan yürümeye ve çıkan ilk yol ayrımında sağdan devam ettiğimizde hemen sağımızda büyük bir ahşap bina göreceğiz. İşte bu bina da Büyükada Rum Yetimhanesi.

Yetimhane dünyanın en büyük ahşap binalarından birisi (hatta birçok yerde en büyük olduğu yazıyor) yine aynı zamanda Dünyanın en çok katlı ahşap binası. Ana bina 6 katlı, yan bölümler  5 katlı. Bu bina aslında Prinkipo Palace Oteli olarak yapılır ancak otel olarak işletilmesi engellenince, Rum yetimlerin kalacağı yer olarak hizmet vermeye başlar, uzun süre Ruhban Okulu olarak faaliyet gösterir. Bir dönem askeri okul hatta Bolşevik devriminden kaçan Ruslar için göçmen konutu gibi kullanılır, 1960 Kıbrıs olayları nedeniyle el konulur ancak 2010 yılına kadar çürümeye terkedilir. Bu tarihte AİHM kararıyla Fener Rum Patrikhanesine devredilir. Şu an içeriye çökme tehlikesi nedeniyle girmek yasak.

Bu yoldan devam ederek tekrar merkeze inmek mümkün olduğu gibi tekrar geri dönüp, bu kez soldan aşağı inerek yani adanın diğer tarafına geçerek Adalar Müzesine de çıkmanız mümkün, bu müze Ada tarihinin anlatıldığı modern bir müze ve mutlaka görülmesi gerekli, binlerce İstanbul ve Ada fotoğrafını burada görebilirsiniz. (açıkçası ben görmedim daha)

​Mehmet Çiçek

www.azcokgezdim.com

 

Tags, , , , , , , , ,

Doğa yürüyüşlerinde nelere dikkat etmeli

Doğa yürüyüşleri her zaman riskler taşıyan bir spordur. Bu riskleri en aza indirmek ve yürüyüşleri güvenle tamamlamak için aşağıdaki konulara çok dikkat edilmesi gerekmektedir.
Riskler ve Kazalar genel olarak iki gurupta toplanır;

a) Doğa olaylarından ileri gelen risk ve kazalar. vb)
b) Yürüyüşcünün sebep olabileceği risk ve kazalar.

Doğa Ortamından ( Doğa Olaylarından ) İleri Gelen Tehlike ve Kazalar:

Dağlık Alanlarda Karşılaşılabilecek Doğal Tehlikeler;
Kaya düşmesi, heyelan, çığ, yıldırım, ağaç devrilmesi, siste kaybolmak ve sis kazaları, başlıca doğal tehlikelerdir. Bu tehlikelerden korunmanın yolu bu tehlikelerin oluşumlarını, nedenlerini bilmek ve gerekli korunma ve uzak durma yollarını öğrenmektir

– Kaya, Taş Düşmesi:

Dağlar kayalarla birlikte çarşak denilen irili ufaklı taş alanlarından da oluşur. Kaya veya taş düşmesi sık olan bir durumdur. Yabani hayvan hareketleri, rüzgârlar, titreşimler, soğuk sıcak farkları, kayalarda yorulmalar, v.b. neticelerle taşlar düşebilirler, kayabilirler. Taş düştüğünü, çarşağın kaydığını görürseniz veya siz düşürürseniz. TAAAŞ! veya DÜŞÜYOR TAAŞ! ( önce eylemi sonra nesneyi ) diye bağırarak herkesi uyarın.

Çığ:
Öncelikle çığ düşmesi muhtemel veya kesin yerlerden maceraperest değilseniz uzak durun. Çığ oluşumunu ve düşmesine neden olan faktörleri iyi öğrenin. Çığ 350 km . hıza ulaşabilir ve önünde ne varsa süpürebilir. 35-50 derecelerdeki eğimlerde çığ tehlikesi fazladır. Tabaka kar çığı, gevşek kar çığı ve toz kar çığı olmak üzere 3 çeşit çığ vardır

Tabaka Kar Çığı: Kar sıkıştıktan sonra üzerine taze kar yağmaya devam eder ve tekrar sıkışırsa farklı tabakalar oluşur. Sonuçta herhangi bir sebepten meydana gelen titreşim tabakayı kırar ve çığ meydana gelir.

Gevşek Kar Çığı: Karın eğimi 50 dereceyi geçtiğinde tutunamaz ve kırılarak çığ meydana gelir.

Toz Kar Çığı: Fazla meydana gelmez, ancak oluşup da çığ meydana gelirse, 300 km . hıza ulaşan ve toz olması nedeniyle ciğerleri dolduracak kadar boğuculuk özelliği kazanan bu çığdan kurtulmak veya canlı çıkmak zordur.

Çığa tehlikesinde üzerinizde olacak bir çığ sinyal aleti veya mutlaka olması gereken bir düdük yerinizin bulunması için önemlidir. Çığ sürati azsa ve fazla yüksek gelmiyorsa karşılaşma sırasında üzerine çıkmaya, karşılaşma gerçekleştiğinde denizde yüzer gibi yüzme hareketleri yapmaya, yaklaşmakta ise yanlara doğru kaçmaya ve çığ altına girdiğinizde kar altında cenin pozisyonunda kalmaya çabalayın. Cenin pozisyonu, kar altında kaldığınızda çevrenizde boşluk oluşturmanıza ve vücutta kırılma oluşumunu engelleme çabalarınıza yardımcı olacaktır.

Yıldırım Tehlikeleri:
Sivri yerler; metal uçlar, tepeler, ağaçlar, sivri kayalar yıldırım çeker. Böyle yerlerin altında ve çok yakınında durmamak gerekir. Bazen insanın kendisi bile yıldırımı çekebilir. Tek ağaç altında çadır kurulmamalıdır, kurulacaksa kalabalık ağaç topluluğu altında çadır kurmak daha mantıklıdır.

Doğa Ortamında ( Yürüyüşçünün Kendisinden ) Meydana Gelen Tehlike ve Kazalar:

Düşme:
Dikkatsizlik ve bilgisizlik neticesinde, çeşitli yüksekliklerden veya bulunulan sıfır zeminde düşülebilir. Yürüyüş şeklimize ve bilmediğimiz bölgelere gitmemeye dikkat etmeli. Rehbere bilgi vermeden veya izin almadan asla rota dışına çıkmamalıdır.

Kaybolma:
Kaybolma tamamen yürüyüşçüden kaynaklanmaktadır. Dalgın ve dikkatsiz yürüme veya bilinmeyen bölgelere gitme neticesinde tanıdık yerler ve akabinde yön duygusu kaybedilebilir. Dikkatli olunmalı, gereksiz meraklar yenilmeli ve mutlaka navigasyon bilgisi kazanılmalıdır. Kaybolmalarda 3 defa uzun uzun düdük çalınması gerekmektedir. Rehber bu kaybolma sinyaline yanıt verecektir ve yankımaları da hesaba katarak sesin geldiği yöne doğru ilerlenir. Sıkı sık konum belirten düdük çalmalısınız.

Tükenme:
Gereksiz efor sarf etme, temposuz yürüyüş, fevri hareketler, kendine aşırı güvenme, vücuda fazla gıda yüklenilmesi gibi durumlar sonucunda yürüyüşçü kendi kendini tüketir.

Arkadan Geleni Tehlikeye Sokma:
Sık karşılaşılan bir durumdur. Tamamen düşüncesizlik ve fevrilikten kaynaklanır. Yürüyüşçü önüne gelen dalı iter veya kaldırır, sonrada kendi geçerken birden bırakır ve yaylanan dal arkadan gelmekte olan yürüyüşçünün suratına çarpar. Öndeki düşünmeli arkadaki de dikkatli olmalıdır.

Yürüyüş Sırasında Kulaklıkla Müzik Dinleme:
Müzik ruhun gıdasıdır, ama şehirde. Doğada kuş ve rüzgâr, ormanın kokusu ruhun gıdasıdır ve çoğu kez müzikten bile etkilidir. Doğaya özellikle yürüyüş sırasında asla müzik getirmeyin. Kulağa takılacak kulaklık size bir tehlikenin geldiği uyarısını ve tehlikenin sesini engelleyecektir. Doğayı izleyin, dinleyin ve koklayın. Dikkatinizi dağıtmayın.

Eller Cepte Yürüme:
Asla eller cepte yürümeyin. Özellikle sırt çantası varken ve tempolu yürüyüşlerde. Düşmenize neden olabilir ve düşme anında ellerinize ihtiyacınız olacaktır. Doğada güvenliğinize sıkı sıkıya tutunmalısınız.

Eksik ve Yanlış Malzeme Kullanımı:
Yanlış giyim, eksik malzeme, malzemenin yanlış kullanımı yürüyüşçünün hastalanmasına, zor durumda kalmasına ve kaza geçirmesine neden olabilir. Yürüyüşe çıkacakların ilk öncelikle öğrenmesi gereken şeylerden biri de malzeme bilgisidir. Doğa hakkında hiçbir bilgisi olmayan biri bile doğru ve yeterli malzemelerle birçok şeyi yapmayı öğrenmek zorunda kalacaktır.

Rehberi, Lideri Dinlememe:
Doğa yürüyüşleri tüm katılımcıların güvenliği için disiplin gerektirir. Rehberi dinlememe fevri ve düşüncesiz davranışlardır. Kıskançlıktan tutun, yönetime veya direktife gelememeye kadar birçok duygu yüzünden sadece kendisini değil grubu da zor ve tehlikeli durumlara düşürebilen insanlar vardır. Böyle bir durumda bölgeyi iyi bilen, gerekli bilgi ve malzeme donanımına sahip olan rehbere grup olarak daha fazla yardımcı olmak, başına buyruk şahsı söndürmek için grup bütünlüğünü göstermek gerekir. Zaten kimse oyunbozan bir insana tahammül etmeyecektir.

Aceleci davranmak, yürüyüş süresini bozmak, rota değiştirmek, tehlikeli hareketler yapmak gibi birçok durum daha ekleyebiliriz.

Bu tür durumlarda grup disiplinin sağlanmasında rehbere yardımcı olmanız gerekmektedir.

Yürüyüş disiplini :
Tüm Yürüyüşlerde yürüyüşçü önündeki ve arkasındakinden sorumludur. Yürüyüş sırasında sık sık öndeki ve arkasındakini kontrol etmeli göz teması zincirini koparmamalıdır.
Yürüyüş zincirindeki kopmalar kaybolmalara ve zaman kayıplarına neden olmaktadır. Ayrıca doğada oluşabilecek kazalarda saniyelerin önemi vardır. Bazen birkaç saniye hayat kurtarabilir. Bu nedenle hiç kimsenin başına buyruk yürüme lüksü yoktur.

Yürüyüşlerimize bu kurallara uyacak arkadaşların katılmasını rica ediyoruz.

Saygılarımızla.

(Yazıda kullanılan bazı bilgiler anonimdir. )

Tags, , , ,