Tag Archive doga

Rüya Kamp – Torkul Göleti

Havaların ısınmasıyla kamp etinlikleri sıklaşmaya başladı. Sevgili etkinlik sorumlusu arkadaşımız Mehmet Koç’un Torkul Göleti etkinliğini görünce sevindim. Uzun yıllar olmuştu bu cennet köşesini görmeyeli.

Sabah 6 da çıktı aracımız yola incirliden. yaklaşım 3.5 saat sürdü yolculuğumuz. Evet az değil ama ne var ki İstanbuldan 3 saat uzaklaşmazsanız doğanın özüne ulaşamıyorsunuz.

Kamp alanına  ulaştığımızda sabah sisi oturmuştu göletin üzerine. Karşılar kıyılar görünmüyordu. Keşif ekibi işe koyuldu ve 25 kişilik ekibimiz için en uygun kamp noktasını kısa sürede belirledi.

İstanbul Doğa Kamp Karavan federasyonuna bağlı bir kulüp. Federasyonun da belirlediği kurallara göre etkinlik sorumluları kampı organize ediyor. Bu kurallar gereği  kamp alanının yerleri belirlendi, tuvalet bölgeleri bay-bayan belirlendi, kamp ateşinin yeri tesbit edildi. Ateş yeri çok önemli istanbul doğa ekibi bu konuda çok hassas.

Tüm çadırların yerleri ekipte kontrol ediliyor çadırların olası doğal durumlardan en az etkilenecek yerlere kurulması ağlanıyor.

Hayvan riski olan bölgelerde çanlı güvenlik şeridi kullanılıyor.

Tüm bu kontroller ve prosedürlere birlikte çadırlarımızı kurduk. Rehberler eşiliğinde kampın yaşlı ve genç delikanlıları oduna çıktı. Hiçbir ağaç kesmeden düşen odunlardan kamp ateşi için odun toplandı.

Tüm gün göl kenarında oturup muhteşem manzarayı kuşların serenatı ile izledik. akşam kamp ateşi etrafındaki dost sohbetleri ve şarkılar emin olun çok farklı hissettiriyor insana.

Açık söylemek gerekirse gece soğuktu. Ama sağlam ekipmanla gidenler soğuk havadan çok etkilenmedi. Ertesi gün güneş kendini bulutların arasından kısa kısa gösterdi.

Sanırım artık bu harika cennet köşesinin resimleri ile sizleri baş başa bırakmamın zamanı geldi.

Duyar gibiyim soruları. Bu mini cennet tatilinin maliyeti Resmi dernek üyeleri için 90 TL. idi.

Torkul Göleti Kampı

Çadır desteğinden dolayı Kamperest Outdoor mağazasına teşekkür ederiz.

Tags, , , , , , , ,

Her öğrenci lisanslı sporcu olacak

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı gençleri spora özendirmek için işbirliği yaptı.

Milli Eğitim Bakanlığı çocuklara  spor yaptırmak amaçlı okul sistemi üzerinden etkinlik uygulaması bugün  resmi olarak onaylandı ve okuldaki öğretmenler seminerlerle bilgilendirilmeye başlandı.

Uygulama kapsamında çocuğun girdiği her türlü resmi organizasyon ve aldığı dereceler e okul sistemine işlenecek ve öğrencilere karne ile birlikte dönem sonunda “Sosyal Etkinlik Belgesi” verilecek.

 

SEVGİLİ VELİLER  ;
Sizler de çocuklarınıza kulübümüzden lisans çıkartarak Lisanslı Oryantiring Sporcusu olmalarını sağlayabilirsiniz.
Lisans için gerekli belgeler :
www.istanbuldoga.com/lisans

Tags, , , , , , ,

Göynük Gezimiz

 Taraklı Göynük Çubuk Gölü Gezimizin Göynük Bölümüne Dair Notlar…

GÖYNÜK GEZİ REHBERİ

Sabah saat 06:30 da İstanbul’dan yola düştük ve Taraklı gezimizin ardından Göynük‘e doğru yola çıktık. (Taraklı gezisini okumak için buraya tıklayınız.)

Göynük’e vardığımızda saatimiz 12:30 gösteriyordu, bu da demek oluyor ki yaklaşık 2 saat zamanımız vardı bu zamanı da güzel bir şekilde kullanmak için bir an önce yollara düştük.

Tarih olarak merkez ve hemen yakın köylerde 2000-3000 yıllık eserler bulunan Göynük’ün tarihi Friglere kadar uzanmaktadır. Bütün Anadolu gibi Pers istilasından nasiplenmiş, Romalılar tarafından ihya edilmiş daha sonra da Osmanlı Devleti yönetiminde asırlar geçirmiş Göynük bugün konaklar ve türbeler ilçesi olarak adlandırılabilir.

Göynük tıpkı Taraklı gibi ahşap mimarinin harika örneklerine sahip, 150-200 yıllık konaklardan ayakta kalanların birçoğu ev ve butik otel olarak kullanılıyor.

Tarih kokan bu kent bir yanıyla da “Yaşamın Kolay Olduğu Kentler”den birisi yani Cittaslow. Şu ana kadar Türkiye’den 15 kent bu ünvana mazhar olmuş durumda ve bugün biz Taraklı ve Göynük’ü gezerek ikisini aynı gün görme fırsatına kavuşacağız. (Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Halfeti, Mudurnu, Perşembe, Şavşat, Seferhisar, Uzundere, Vize, Yalvaç, Yenipazar) Peki nedir Cittaslow, 1999 yılında ortaya çıkan bu hareket, kısaca “insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler” felsefesiyle hareket etmektedir. Bugün Dünya’da 28 ülkede 182 kente ulaşmıştır. Detaylı bilgi için: http://cittaslowturkiye.org/)

Çınarlar Köprüsü ve Anıt Ağaçlar

Tarihi evlerin dizili olduğu ve çarşıya bağlantı sağlayan Çınarlar Köprüsü ve çevresini görerek başladık Göynük hızlı turumuza, Köprünün hemen yanında bulunan anıt ağaçları seyyar satıcılar biraz engellese de arkasında çınar gölgesinde oturabileceğiniz çay bahçeleri de mevcut.

Zafer Kulesi

Göynük gezimize Göynük’ün simgesi olmuş Zafer Kulesi ile devam etmek için yine buram buram tarih ve kültür kokan ara sokaklardan yokuşu tırmanmaya başladık. Kule Cumhuriyet döneminde yapılan ilk tarihi yapıymış (ilk olmasa da ilklerden biridir kesinlikle). Cumhuriyet’in ilk Kaymakamı olan Hurşit Bey tarafından yapılan Zafer Kulesi, Göynük’ün milli mücadeledeki desteğini temsil etmek amacıyla yapılmış. 2004 yılında restore edilmeye çalışırken yanmış daha sonrai 2017 yılının Nisan Mayıs aylarında tekrar restore edilmiş. 3 katlı ahşap Zafer Kulesine çıkmak yasak ancak bu yükseklik, mükemmel bir Göynük manzarası sundu bize, siz de buraya kadar çıkarsanız vadinin diğer tarafına , yeni Göynük diyebileceğimiz ve 10 katlı Toki binalarının olduğu tarafa hiç bakmayın. Anadolu’yu bu şekilde Toki ile doldurunca korkuyorum birkaç bin yıl sonra bize de Hititler, Frigler gibi Tokililler diyecekler…  Biz burada çektiğimiz mükemmel fotoğrafların ardından yeniden geldiğimiz yönün diğer tarafından aşağılara vadiye doğru indik.

Akşemseddin Türbesi

Zafer Kulesinden indikten sonra hemen yanımızda kalan Türbe’yi ziyaret ettik. 1389 yılında Şam’da doğan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası olan Akşemseddin, Göynük’ten geçerken burayı çok beğeniyor, nasıl beğenmesin ki iki tepe arasında kalan vadiye kurulmuş ortada da sakin akan bir dere ile huzurlu bir kent burası ve Akşemseddin bu huzurlu ilçede vefat ediyor. Akşemseddin’in türbesi Fatih Sultan Mehmet tarafından 1464 yılında yaptırılmış. Her yıl mayıs ayı sonunda ona ilçede özel şenlik düzenleniyor. Türbenin içinde iki oğlunun da sandukaları var, hemen dışında ise eşi ve kızlarının mezarları bulunuyor.

Gazi Süleyman Paşa Cami

Akşemseddin Türbesi Gazi Süleyman Paşa Cami önündeki alanda bulunuyor bu camii ise 2. Osmanlı Padişahı Orhan Bey’in büyük oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından 1331 ile 1335 yılları arasında yaptırılmış. Bölgedeki ilk Osmanlı eserlerinden biri ayrıca taş işçiliği ve sağlamlığı ile dikkat çekiyor. Cami 1948-1960 yılları arasında restore edilmiş. Bu cami yapımında rivayet odur ki, bir isçi elinde bir taşı koymadan getirip götürüyor. Süleyman Paşa durumu fark edip işçiye nedenini sorduğunda, işçi, sabah yıkanamadığı için mübarek yapının temeline taş koymak istemediğini söylüyor. Bunun üzerine Süleyman Paşa da cami inşaatı yanına bir hamam yapılması emrini veriyor. Caminin hemen yanında da bu hamam bulunuyor.

Artık saatlerimizin 2’yi geçmesi herkesi acıktırmıştı biz de cami avlusunda yemek için serbest zaman verdik, grubun tümü biz daha türbe cami derken Paşazade Konağına gitmiş bile, arkalarından biz de öğle yemeğimizi orada yedik. Bu arada belirtelim keşkek yiyecekseniz Taraklı’da yiyin, bu kadar yakın olmasına rağmen burada keşkek bulamadık, güveçte mantar, kuru fasulye (buranın en güzel yemeği, güveçte etli yaprak sarma, tahinli kabak tatlısı benim yediğim veya tadına baktığım yiyecekler olarak hepsi de çok güzeldi.

Son olarak Göynük’te yaşayanların da tıpkı taraklı’da olduğu gibi Manav olduğu kabul ediliyor. Manavlar için ise bazı yerlerde Türk/Türkmen olduğu yazılıdır ve yörüklerin yerleşik hayata geçenlerine deniliyor, bazı kaynaklar ise kökenlerinin Türklerin Anadolu’ya gelişinden de çok daha öncesine dayandırmakta hatta Anadolu’nun en eski yerleşik halkı olduğunu kabul etmektedir.

Aslında Göynük’te daha fazla zaman geçirecek olsanız gezebileceğiniz Müze ve Türbelerin sayısı da artacaktır, biz yaklaşık 2 saat süren hızlı Göynük turumuz sonrasında yeniden otobüsümüze binerek bir sonraki durağımıza yani Çubuk Gölü’ne doğru yola çıktık. Aşağıda bu geziden birkaç kare daha görebilirsiniz.

www.AzCok.Net

Tags, , ,

Taraklı Gezimiz

Taraklı Göynük Çubuk Gölü Gezimizin Taraklı Bölümüne Dair Notlar..

TARAKLI

Günün bu saati havanın en soğuk olduğu saate yakın bir soğuklukla karşılasa da biraz kendimize gelmemizi de sağlıyor. Neyse ki gün ışıdıkça havanın ısınacağını ve genellikle bulutlu da olsa güneşi göreceğimizi biliyorduk, bir fotoğraf gezisi için ideal diyebilirim, bu tür havalar için.

Bakırköy’den çıksanız bile kendi aracınızla gitseniz 2-2,5 saatte gidebileceğimiz bir yer ilk durağımız olan Taraklı, ancak yol boyunca diğer arkadaşlarımızı alarak gittiğimiz için planımız 3,5-4 saatte ulaşmak ve yol üzerinde bir de kahvaltı yapmaktı. E80(TEM) karayolunun Sakarya Bilecik Sapağından çıktıktan sonra sol tarafımızda kıvrım kıvrım akan Sakarya Nehrini takip ederek güneye doğru 23 km daha yol yaptık.

Planda küçük değişiklikler yaparak yol üzerindeki Çakır Dinlenme tesislerinde topluca kahvaltı yaparak başlamış olduk güne. Burada tesisisn kendi kahvaltısı, çorbası da vardı ancak birçoğumuz yaımızda getirdiklerimizi güzel ve büyük bardaklarda sunulan çay eşliğinde yedik.

TARAKLI

Taraklı nam-ı diğer Mümkünlü Safranbolu’dan geri kalır bir kent değil ancak nedense adını Safranbolu kadar duyurabilmiş de değil. Önce neden Mümkünlü denildiğini hatırlayalım, Taraklı’nın 2010 yılında Şener Şen ile Olgun Şimşek’in oynadığı TTNET reklamındaki adı Mümkünlü ve sloganı da “burada her şey mümkün”. (Reklamı Buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=DbrbAp07qjk )

Taraklı aslında tarihi Osmanlı’dan da önceye dayanan bir kent, adını ise halkın ahşap kaşık ve tarak yapmasından aldığı, bu nedenle tarakçı olduğu sonra Taraklı’ya dönüştüğü rivayet ediliyor. Kent ve tarak geçmişinden Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de bahsediliyor.

Safranbolu’dan geri kalır bir yer değil diyoruz ama burada bir parantez açmakta da fayda var, bizim şehirlerimizde öyle yüzlerce yıllık hatta binlerce yıllık evler, konaklar, binalara göremememizin sebebi ahşap mimari anlayışımız, Avrupa’da taş evler, binalar yaygın iken Anadolu’da ahşap evler, konaklar yaygın, bunun sonucu olarak da evlerimiz yangına, depreme, zamana yeteri kadar dirençli değil. Bu nedenle de sayısı son derece sınırlı olan tarih kokan kentlerimizi özenle korumamız gerekiyor.

Tarih kokan bu kent bir yanıyla da “Yaşamın Kolay Olduğu Kentler”den birisi yani Cittaslow. Şu ana kadar Türkiye’den 15 kent bu ünvana mazhar olmuş durumda ve bugün biz Taraklı ve Göynük’ü gezerek ikisini aynı gün görme fırsatına kavuşacağız. (Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Halfeti, Mudurnu, Perşembe, Şavşat, Seferhisar, Uzundere, Vize, Yalvaç, Yenipazar) Peki nedir Cittaslow, 1999 yılında ortaya çıkan bu hareket, kısaca “insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler” felsefesiyle hareket etmektedir. Bugün Dünya’da 28 ülkede 185 kente ulaşmıştır. Detaylı bilgi için: http://cittaslowturkiye.org/)

Hacı Atıf Hanı (Tarihi Han)

Taraklı, İpek yolu olarak anılan Bağdat Yolu üzerinde olduğundan kervanların Taraklı’da konakladığı ve yılların hiçbir zaman eskitemediği tarihi han restorasyondan sonra otel olarak işletilmesi planlanmıştı ancak şu an yine boş ve atıl kalmış durumda. Hemen yanındaki Çakırlar Konağı, Kadirler Konağı ve Kurşunlu Camii ile güne görsel olarak mükemmel başlamamızı sağladı en azından benim için.

Yunus Paşa Camii -Kurşunlu Camii

Bizde gezimize Kurşunlu Camii ile başlıyoruz, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azamı Yunus Paşa tarafından 1517 yılında yaptırılan Yunus Paşa Camii, kubbesi kurşun kaplı olduğundan, halk arasında “Kurşunlu Camii” diye anılır. Yunus Paşa Camii, kare planlı, tek minareli klasik uslupta inşa edilmiş, güzel bir eserdir. Burada şunu belirtmekte de fayda var, Taraklı Belediyesi dahil birçok yerde Camiinin Mimar Sinan eseri olduğu yazılı ancak grubumuzdaki tarihçi arkadaşımızın bilgilendirmesiyle Sinan’ın o tarihte mimar dahi olmadığı, bir yeniçeri olduğu, o tarihte ilk seferine çıktığını öğreniyoruz, dolayısıyla bu bilginin doğru olma olasılığı çok çok zayıf ayrıca Kanuni döneminde eserler bırakan Mimar Sinan’ın Baş Mimarı olması nedeniyle bazı eserleri doğrudan kendisi yapmasa da, sadece onayından geçtiği için Mimar Sinan eseri olarak da anıldığını belirtmekte fayda var, bu yüzden, bugün bu eserlerden hangisi/hangileri bu şekilde anlamak pek zor.

Tarihi Hamam

Hamam, ilçe merkezinde, Yunus Paşa Cami’ne yakın bir yerdedir. Hamamın ilk yapıldığı yıllarda, hamamdan çıkan buhar, yakınındaki Yunus Paşa Camii’ni merkezi sistemle alttan ısıtılmasında kullanılıyormuş. O dönemin şartlarında böyle birşeyin olması gerçekten çok şaşırtıcı.

Hisar

İlçenin savunulmasında stratejik öneme sahip olan “Hisar Tepesi”tarihi kalıntılar olan su sarnıçları ile ilçenin kalesi görünümündedir. Hisar Tepesi’ndeki iki su sarnıcı MÖ..1000- MÖ..2000 yılları arasını tarihlemektedir. Bu kadar yukarıya çıktıktan sonra tekrar iniş ve çıkış güzergahlarını izleyerek Çınar ağacına doğru devam ediyoruz.

Taraklı Sokakları

Tarihi mekanlar, konaklar, camiler arasında kalan ve buram buram tarih kokan daracık sokaklar Arnavut Kaldırımı mimarisinde yapılmış hatta sokaklarda yük taşıyanların dinlenmeleri için dinlenme taşları da bulunuyor, yokuşları göz önüne alındığında nelerin düşünüldüğünü anlayarak bir kez daha şaşırıyor insan. Şimdi sıra Arnavut kaldırımları ile donatılmış kentin dar sokaklarında kaybolup sokakların tadını çıkarmakta. Biz de Hisar’a çıkarken, geri dönüp Yaşlı Çınar’a doğru giderken öyle yaptık. Hatta yol üzerinde gördüğümüz ve henüz gerçekleşmiş bir yangınla Taraklı’nın en güzel evlerinden birini daha kaybettiğine tanık olduk, ön cephesi kurtulmuş binanın pencere çerçevelerindeki işçilik dahi çok güzel şekilde duruyordu.

Çınar Ağacı

Kentin Yusuf Bey Mahallesi’nde 7 asırlık çınar ağacı Osmanlı Kültürünü gelecek nesillere aktarmaktadır. Osmanlı devleti topraklarına kattığı her yerleşim yerine çınar ağacı dikme geleneğinin Taraklı’da da sürdürmüş. Asırlık çınar ağacı büyük bir yangın tehlikesi geçirmiş, ancak neyse ki çok büyük bir zarar görmeden kurtarılmış. Hemen yanı başındaki çeşmenin de bir vakıf eseri olduğunu ve 1735 yılından kaldığını öğrendim. Çınarın yanında zaman geçirip bol bol fotoğraf çektikten sonra yeniden kent meydanına doğru harekete geçtik, yine hiç görmediğimiz sokaklarda, tarih ve kültür kokan evler arasından yürüyerek otobüsümüze ulaştık.

Yaklaşık 2 saat süren hızlı Taraklı turumuz sonrasında yeniden otobüsümüze binerek bir sonraki Cittaslow durağımıza yani Göynük’e doğru yola çıktık. Aşağıda bu geziden birkaç kare daha görebilirsiniz.

Kaynak : AzCok.Net

Tags, , , , , ,

Teksen Köyü Doğa Yürüyüşü

11 Kasım 2018 Pazar günü 25 doğasever sabah erkenden düştük yollara. Rotamız İstanbul’dan Kocaeli Kandıra İlçesi köylerinden (aslında artık mahalle) Teksen Köyü.

TEKSEN KÖYÜ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Teksen Köyü onlarca yıldır planlanan Sungurlu Barajı tehdidi altındaki yüzlerce yıllık bir köy. Tarihi evleri, cana yakın insanları ile sadece köy için bile bu kadar yol gidilebilir aslında, bu kadar yol diyorum zira İstanbul’a (Mecidiyeköy olarak alırsanız) 150 km uzaklıkta. Köy halkı için internette birçok yerde Kafkas göçmeni, Abhaz, Gürcü gibi tanımlamalar yapılsa da köyün yaşlılarına göre “Manav”lar. Manavlar için ise bazı yerlerde Türk/Türkmenolduğu yazılıdır ve Yörüklerin yerleşik hayata geçenlerine denilmektedir, bazı kaynaklar ise kökenlerinin Türklerin Anadolu’ya gelişinden de çok daha öncesine dayanmakta hatta Anadolu’nun en eski yerleşik halkı olduğunu kabul etmektedir. Manav köyleri Sakarya ve Kocaeli bölgesinde çokça bulunmaktadır.

Saat 10 gibi vardığımız köy meydanında bir kahvede oturarak kendi getirdiklerimizle kahvaltımızı yaptık, yeni demlenen çayın ve soba ateşinin sıcaklığına çok alışmadan yola çıkmamız gerekiyordu, zira yürümemiz gereken harika bir doğası vardı bu köyün bizi 3-4 saat yollara düşüren.

Yine aracımızla hemen yakındaki küçük bir göletin yakınına kadar gittik ve ormana buradan girmeye karar verdik. Sabah havanın sisli olması nedeniyle küçük de olsa mükemmel bir manzara veren gölde yeteri kadar güzel fotoğraf çekemesek de ormana girdikçe sis dağılmaya başladı ve muhteşem doğasıyla ve manzaralarıyla bize orman kucağını açtı.

Orta zorlukta olarak planlanan rotamıza rağmen grubumuzda ilk kez doğa yürüyüşüne katılacak olan kişilerin varlığı bana mutluluk verdi. Daha başlar başlamaz biz düşük rakımdaki köyden (başladığımız rakım 50 metre) yüksek tepelere doğru orta eğimli patikalardan çıkmaya başladık.  Bir yanımızda akan küçük dereler, ayağımızın altındaki yeni dökülmüş ve henüz ezilmemiş yapraklar, tepemizdeki yeşil yapraklar, soluduğumuz tertemiz hava en azından benim mutluluğuma mutluluk kattığını söyleyebilirim.

Küçük bir vadinin solundan ilerlerken, küçük bir şelale görüntüsü veren bir kayalığın üzerinden vadinin ve derenin sağına geçerek zirve tırmanışımıza devam ettik, 4. Km civarında önümüze çıkan bir patikaya girdikten sonra tekrar asıl rotamıza dönmek için %45-50’ye varan eğimde 300 metre kadar tırmanış yaptıktan sonra ilk zirvemize yaklaşık 450 rakıma vardık, daha sonra kısmen inişli kısmen düz patikalardan devam ettik ve yaklaşık 8. kilometrede  yine yoldan çıkarak 300 metre tırmanışla ikinci zirvemize 510 rakıma çıkmış olduk.

Buraya kadar çıkmamızın nedeni tarihi bir kale kalıntısının bulunması: Teksen Hisar Kalesi.

Bu kale kalıntısı hakkında gerçekten çok fazla bilgiye ulaşmak mümkün değil, hangi dönemden kalmış, kimlere ev sahipliği yapmış, ormanın bu kadar içerisinde bir tepeye neden kale yapılmış, pek bir bilgiye ulaşamadım. Hakkında sadece 2009 yılında tescil edildiği bilgisine ulaştım. Tarihi pek bilinmese de bazı yerleri kazılmış hatta köylülere göre delik deşik edilmiş, tarih ve kültürel miras düşmanı define avcıları tarafından… (Kale bilgisi için tıklayınız)

Öğle yemeğimizi de burada kale taşlarının üzerinde oturarak yine yanımızda getirdiklerimizle yedik. Uzun bir mola olmasa da keyifli bir öğle yemeği oldu, henüz 8-9 km yürümüştük ancak yolun zor kısmı yani bütün çıkışları bitmişti…

Kaleye çıkış ve iniş 300 metre uzunlukta olsa da eğim burada da %30 civarında. Buradan inerken katılımcılarımızdan Serpil hn yaprak denizi altındaki bir dala takılarak düştü, hemen ilk müdahaleyi yaparak yolumuza devam ettik ancak bu kaza bize doğada her zaman risk altında olduğumuzu hatırlattı…

Doğaya girdikten sonra araç yollarında yürümeyi sevmediğimizden yine patika yollara saptık yürüyüşümüzün yaklaşık 11. kilometresinde ve patikanın uzun sürelerdir yürünmemesi nedeniyle kapandığını görünce Orman içlerinde kendimize bir yol bularak tekrar araç yoluna çıktık, işte buradaki 2 metrelik inişimiz yürüyüşümüzün en keyifli en dayanışma dolu bölümü oldu.

Araç yoluna indikten sonra yolumuzun köy ve tarlalarla kesilmesi nedeniyle bir daha ormana giremedik… Ağaç ve yaprak denizi içinde 16. kilometrede kahvaltı yaptığımız köy kahvesine ulaştık. Daha sıcak yanan soba karşıladı bizleri ve köyde gençlerin de yaşadığını gördük, köy çeşmesinden dağ suyunu kana kana içerek dönüş yoluna geçtik.

Yürüyüşümüzün wikiloc rotasına ulaşmak için tıklayınız

Ve artık bir ritüele dönüşen dönüş yolunda Derince’de Kebapçı Mehmet Usta‘ya uğrayarak akşam yemeğimizi yedik.

Aklımızda yeşil ağaçlar, üstümüzde ağaçların izin verdiği kadar gördüğümüz masmavi gökyüzü, ayaklarımızda dökülmüş kahverengi yaprakları unutmadan hatta daha o anlarda bile özleyerek vardık saat 21 gibi İstanbul’a…

Bu yürüyüşe gelenler veya herhangi bir doğa yürüyüşüne katılmak isteyenlerin Doğa Yürüyüşünde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar yazısını da okumasını mutlaka tavsiye ediyorum.

www.AzCok.Net

Tags,