Tag Archive istanbul

İstanbul’un 10 ağacı

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

Madem söz konusu onlar olduğunda ne kadar farklı düşünürsek düşünelim bir araya gelip gövdelerimizi onlara siper edecek kadar seviyoruz, o zaman bu canlıları daha yakından tanımakta da fayda var. Ağaçlar… Çoğumuza hepsi çam ya da ağaç olsa da her biri ayrı dünya. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik’in katkılarıyla sizin için şehirlerde arz-ı endam eden ve mutlaka tanımanız gereken 10 ağacı belirledik.

Basit soru: Ağaçları neden tanımalıyız? Tanısak ne, tanımasak ne! Böyle de bakılabilir olaya. Yanından geçer, sırtımızı dayar, gölgesinde yatar, en nihayetinde umursamasak da yaşar gideriz. İşte doğanın olayı tam da bu… İster tanı ister tanıma, ister koru kolla, ister umursama… O senin için her daim yapması gerekeni karşılık beklemeden yapıyor.  O yüzden ağaçlar öyle mahallede borcumuzun kabardığı esnaf gibi görmezlikten gelinecek canlılar değil. Hele en güzel, en taze, en can alıcı hallerine büründükleri bu bahar günlerinde. Parklarda en güzel halleriyle sizi bekliyorlar.

1) AKDENİZ SERVİSİ 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

İlk defa Roma döneminde Bebek-Beşiktaş arasına, gemi yapımında kullanılmak üzere dikilmiş. Yani bilinen ilk ağaçlandırma serviyle yapılmış. O günden bu güne mezarlıklar başta olmak üzere şehirlerin vazgeçilmezi.

2) GÜLİBRİŞİM

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Anavatanı İran olmasına karşın dünyaya İstanbul’dan dağılmış. İtalyan Filippo Degli Albizzi, 1745’te bu ağacın tohumlarını Avrupa’ya taşımış. O da güzelliğiyle çok kısa zamanda tüm Avrupa’yı fethetmiş.

3) ÇİN YELPAZE ÇAMI 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Ginko biloba olarak da bilinen bu ağacın mazisi 280 milyon yıl. Yani gezegenimizde bilinen en eski ağaç. Bu nedenle yaşayan fosil ve mabet ağacı olarak da bilinir. Dikkat: Tohumları çok kötü kokar, oynaşmayın.

4) FISTIKÇAMI 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Ege ve Akdeniz Bölgeleri’nin ağacı… İstanbul’a 18-19’uncu yüzyıllarda getirilmiş. İstanbul Boğazı’nda o kadar iyi gelişmiş ki, günümüzde Boğaz’ın en güzel simgelerinden biri.

5) MANOLYA 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

18. yüzyılda saray için Avrupalı bahçıvanlar tarafından İstanbul’a getirilmiş. Kökeni Amerika olan bu ağacın en yaşlı ve görkemli bireyleri Batum Botanik Bahçesi, Zonguldak ve İstanbul’da bulunuyor.

6) ATKESTANESİ 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Osmanlı döneminde Arnavutluk’tan getirilmiş. Kestaneye benzeyen tohumlarının atlara ‘Soluğan’ hastalığını iyileştirmek için verilmesi nedeniyle bu adı almış.

7) ERGUVAN 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

“İstanbul’un ağacı hangisi” diye sorulduğunda verilecek yanıt erguvan. Akdeniz ve Ege makiliklerinin doğal ağacı ama artık Boğaz’ın sayılır. Pembe çiçekleriyle Boğaz’ın en görkemli ve göz alıcı ağacı…

 

8) TOROS SEDİRİ  

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Dünyada dört türü var. Toros sediri bu dört kardeşin en görkemlilerinden. Mısır Piramitleri’nin yapımında kullanılmak üzere binlerce sedir ağacı kesilerek Toroslar’dan Mısır’a taşınmış…

9) MEŞE

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

 

Türkiye, 17 türü ile dünyanın meşe merkezi. Roma ve Bizans döneminde gücün ve kuvvetin simgesi olan bu ağaç Anadolu’nun inşasında her daim başrolü oynamış. Oscar versek ilk sahibi meşe olurdu.

10) SIĞLA 

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

Dünyadaki tek doğal yayılış alanı Türkiye ile Rodos Adası. Günlük ağacı da deniyor. 15-16 milyon yıl önce bütün Batı Anadolu bu ağaçla kaplıymış. Yağı ilaç, esans ve tütsü yapımında kullanılıyor.

 

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/sehirlerin-taninmasi-gereken-10-agaci-40061013

 

Tags, , , , , , , , , , , , , ,

İkinci yıl kutlamaları

Sanat hayatında 30 yılını dolduran Bulutsuzluk Özlemi ile İstanbul Doğa 2. Yıl Konserinde buluştu.

16 Ocak 2020 – Perşembe Gecesi 300’e yakın üyemiz ile IF Performance Hall Beşiktaş’ta, Bulutsuzluk Özlemi ile birlikte  Sözlerimi Geri Alamam, Güneye Giderken, Acil Demokrasi, Yaşamaya Mecbursun, Hayat Geçerken ve daha nice dilimize, zihnimize yerleşmiş şarkılarını hep birlikte söyleyerek eğlendik.

1984 yılında Nejat Yavaşoğlulları tarafından kurulan grup Bulutsuzluk Özlemi adını 1986 yılında aynı adla çıkardığı albümünden beri kullanıyor, üyeleri zaman zaman değişti ancak yıllara yenik düşmeden yoluna devam etti. Grup şu ana kadar

1986 Bulutsuzluk Özlemi
1990 Uçtu Uçtu
1992 Güneşimden Kaç
1998 Yol
2001 Numara
2005 Feluce/Bağdat
2009 Zamska

olmak üzere 7 stüdyo albümü çıkardı. Grubun şu andaki üyeleri ise;

Derneğimizin ikinci yılının kutlandığı gecede  yılın üyelerine rozetleri dernek başkanımız Süleyman Şahin ve genel sekreterimiz Mehmet Çiçek tarafından takdim edildi.

Tags, , , , , , , , , , , , , ,

Taraklı Gezimiz

Taraklı Göynük Çubuk Gölü Gezimizin Taraklı Bölümüne Dair Notlar..

TARAKLI

Günün bu saati havanın en soğuk olduğu saate yakın bir soğuklukla karşılasa da biraz kendimize gelmemizi de sağlıyor. Neyse ki gün ışıdıkça havanın ısınacağını ve genellikle bulutlu da olsa güneşi göreceğimizi biliyorduk, bir fotoğraf gezisi için ideal diyebilirim, bu tür havalar için.

Bakırköy’den çıksanız bile kendi aracınızla gitseniz 2-2,5 saatte gidebileceğimiz bir yer ilk durağımız olan Taraklı, ancak yol boyunca diğer arkadaşlarımızı alarak gittiğimiz için planımız 3,5-4 saatte ulaşmak ve yol üzerinde bir de kahvaltı yapmaktı. E80(TEM) karayolunun Sakarya Bilecik Sapağından çıktıktan sonra sol tarafımızda kıvrım kıvrım akan Sakarya Nehrini takip ederek güneye doğru 23 km daha yol yaptık.

Planda küçük değişiklikler yaparak yol üzerindeki Çakır Dinlenme tesislerinde topluca kahvaltı yaparak başlamış olduk güne. Burada tesisisn kendi kahvaltısı, çorbası da vardı ancak birçoğumuz yaımızda getirdiklerimizi güzel ve büyük bardaklarda sunulan çay eşliğinde yedik.

TARAKLI

Taraklı nam-ı diğer Mümkünlü Safranbolu’dan geri kalır bir kent değil ancak nedense adını Safranbolu kadar duyurabilmiş de değil. Önce neden Mümkünlü denildiğini hatırlayalım, Taraklı’nın 2010 yılında Şener Şen ile Olgun Şimşek’in oynadığı TTNET reklamındaki adı Mümkünlü ve sloganı da “burada her şey mümkün”. (Reklamı Buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=DbrbAp07qjk )

Taraklı aslında tarihi Osmanlı’dan da önceye dayanan bir kent, adını ise halkın ahşap kaşık ve tarak yapmasından aldığı, bu nedenle tarakçı olduğu sonra Taraklı’ya dönüştüğü rivayet ediliyor. Kent ve tarak geçmişinden Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de bahsediliyor.

Safranbolu’dan geri kalır bir yer değil diyoruz ama burada bir parantez açmakta da fayda var, bizim şehirlerimizde öyle yüzlerce yıllık hatta binlerce yıllık evler, konaklar, binalara göremememizin sebebi ahşap mimari anlayışımız, Avrupa’da taş evler, binalar yaygın iken Anadolu’da ahşap evler, konaklar yaygın, bunun sonucu olarak da evlerimiz yangına, depreme, zamana yeteri kadar dirençli değil. Bu nedenle de sayısı son derece sınırlı olan tarih kokan kentlerimizi özenle korumamız gerekiyor.

Tarih kokan bu kent bir yanıyla da “Yaşamın Kolay Olduğu Kentler”den birisi yani Cittaslow. Şu ana kadar Türkiye’den 15 kent bu ünvana mazhar olmuş durumda ve bugün biz Taraklı ve Göynük’ü gezerek ikisini aynı gün görme fırsatına kavuşacağız. (Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Halfeti, Mudurnu, Perşembe, Şavşat, Seferhisar, Uzundere, Vize, Yalvaç, Yenipazar) Peki nedir Cittaslow, 1999 yılında ortaya çıkan bu hareket, kısaca “insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler” felsefesiyle hareket etmektedir. Bugün Dünya’da 28 ülkede 185 kente ulaşmıştır. Detaylı bilgi için: http://cittaslowturkiye.org/)

Hacı Atıf Hanı (Tarihi Han)

Taraklı, İpek yolu olarak anılan Bağdat Yolu üzerinde olduğundan kervanların Taraklı’da konakladığı ve yılların hiçbir zaman eskitemediği tarihi han restorasyondan sonra otel olarak işletilmesi planlanmıştı ancak şu an yine boş ve atıl kalmış durumda. Hemen yanındaki Çakırlar Konağı, Kadirler Konağı ve Kurşunlu Camii ile güne görsel olarak mükemmel başlamamızı sağladı en azından benim için.

Yunus Paşa Camii -Kurşunlu Camii

Bizde gezimize Kurşunlu Camii ile başlıyoruz, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azamı Yunus Paşa tarafından 1517 yılında yaptırılan Yunus Paşa Camii, kubbesi kurşun kaplı olduğundan, halk arasında “Kurşunlu Camii” diye anılır. Yunus Paşa Camii, kare planlı, tek minareli klasik uslupta inşa edilmiş, güzel bir eserdir. Burada şunu belirtmekte de fayda var, Taraklı Belediyesi dahil birçok yerde Camiinin Mimar Sinan eseri olduğu yazılı ancak grubumuzdaki tarihçi arkadaşımızın bilgilendirmesiyle Sinan’ın o tarihte mimar dahi olmadığı, bir yeniçeri olduğu, o tarihte ilk seferine çıktığını öğreniyoruz, dolayısıyla bu bilginin doğru olma olasılığı çok çok zayıf ayrıca Kanuni döneminde eserler bırakan Mimar Sinan’ın Baş Mimarı olması nedeniyle bazı eserleri doğrudan kendisi yapmasa da, sadece onayından geçtiği için Mimar Sinan eseri olarak da anıldığını belirtmekte fayda var, bu yüzden, bugün bu eserlerden hangisi/hangileri bu şekilde anlamak pek zor.

Tarihi Hamam

Hamam, ilçe merkezinde, Yunus Paşa Cami’ne yakın bir yerdedir. Hamamın ilk yapıldığı yıllarda, hamamdan çıkan buhar, yakınındaki Yunus Paşa Camii’ni merkezi sistemle alttan ısıtılmasında kullanılıyormuş. O dönemin şartlarında böyle birşeyin olması gerçekten çok şaşırtıcı.

Hisar

İlçenin savunulmasında stratejik öneme sahip olan “Hisar Tepesi”tarihi kalıntılar olan su sarnıçları ile ilçenin kalesi görünümündedir. Hisar Tepesi’ndeki iki su sarnıcı MÖ..1000- MÖ..2000 yılları arasını tarihlemektedir. Bu kadar yukarıya çıktıktan sonra tekrar iniş ve çıkış güzergahlarını izleyerek Çınar ağacına doğru devam ediyoruz.

Taraklı Sokakları

Tarihi mekanlar, konaklar, camiler arasında kalan ve buram buram tarih kokan daracık sokaklar Arnavut Kaldırımı mimarisinde yapılmış hatta sokaklarda yük taşıyanların dinlenmeleri için dinlenme taşları da bulunuyor, yokuşları göz önüne alındığında nelerin düşünüldüğünü anlayarak bir kez daha şaşırıyor insan. Şimdi sıra Arnavut kaldırımları ile donatılmış kentin dar sokaklarında kaybolup sokakların tadını çıkarmakta. Biz de Hisar’a çıkarken, geri dönüp Yaşlı Çınar’a doğru giderken öyle yaptık. Hatta yol üzerinde gördüğümüz ve henüz gerçekleşmiş bir yangınla Taraklı’nın en güzel evlerinden birini daha kaybettiğine tanık olduk, ön cephesi kurtulmuş binanın pencere çerçevelerindeki işçilik dahi çok güzel şekilde duruyordu.

Çınar Ağacı

Kentin Yusuf Bey Mahallesi’nde 7 asırlık çınar ağacı Osmanlı Kültürünü gelecek nesillere aktarmaktadır. Osmanlı devleti topraklarına kattığı her yerleşim yerine çınar ağacı dikme geleneğinin Taraklı’da da sürdürmüş. Asırlık çınar ağacı büyük bir yangın tehlikesi geçirmiş, ancak neyse ki çok büyük bir zarar görmeden kurtarılmış. Hemen yanı başındaki çeşmenin de bir vakıf eseri olduğunu ve 1735 yılından kaldığını öğrendim. Çınarın yanında zaman geçirip bol bol fotoğraf çektikten sonra yeniden kent meydanına doğru harekete geçtik, yine hiç görmediğimiz sokaklarda, tarih ve kültür kokan evler arasından yürüyerek otobüsümüze ulaştık.

Yaklaşık 2 saat süren hızlı Taraklı turumuz sonrasında yeniden otobüsümüze binerek bir sonraki Cittaslow durağımıza yani Göynük’e doğru yola çıktık. Aşağıda bu geziden birkaç kare daha görebilirsiniz.

Kaynak : AzCok.Net

Tags, , , , , ,